AKP’li Çamuroğlu, Alevi Bektaşi Federasyonu’nun 9 Kasım’da Ankara’da düzenlediği mitingi eleştirdi.

TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil başkanlığında toplanan TBMM Genel Kurulunda, üç milletvekili gündemdışı söz aldı.

Alevi Bektaşi Federasyonu’nun 9 Kasım Pazar günü düzenlendiği mitingle ilgili konuşmak üzere kürsüye gelen Çamuroğlu’na, CHP Malatya Milletvekili Mevlüt Aslanoğlu, ”Sözle olmaz eylemle olur” diye laf attı.

Çamuroğlu, demokratik ülkelerde, sivil toplumun taleplerini, bu tür eylemlerle duyurmasının doğal olduğunu belirterek, toplantının düzenli ve barış içinde geçmesi nedeniyle düzenleyenleri ve emniyet güçlerini tebrik etti.

Alevilik ile ilgili sorunların, Alevi vatandaşların şikayetlerinin, yeni sorunlar ve şikayetler olmadığını dile getiren Çamuroğlu, Cumhuriyetin, bu sorunları, pek çok sorunla birlikte Osmanlı’dan devraldığını kaydetti.

Çamuroğlu’nun, bu sorunların, ”Hassasiyet ve gözyaşı içerdiğini” söylemesi üzerine CHP milletvekilleri, ”Duygu sömürüsü yapma” şeklinde tepki gösterdi. Çamuroğlu, ”Birbirimize yaşattığımız, zaman zaman ülkemiz siyasetinin, hatta uluslararası siyasetin hepimize yaşattığı derin acıların açtığı, derin izleri taşır. Yüzlerce yıllık, duygu yüklü, inançlarımız etrafında oluşan böylesi sorunları çözmek üzerine konuşur, diyaloglar geliştirmeye çalışırken, çok daha sakin, yumuşak, muhatabımıza açık olmamız gerekir” diye konuştu.

‘ARTIK KARAR VERİN’

Siyasette tribünlere oynamanın bazen siyasetçiye haz verebileceğini kaydeden Çamuroğlu, ”Parlayıcı olduğunu defalarca gösteren konularda, şuur sahibi olarak, tribünlere oynamak değil de çözüme yönelmek gerekmektedir” dedi.

Yunus Emre’nin, (Neçe yumuşak söylese, sözü savaşa benzer) sözüne işaret eden Çamuroğlu’na CHP milletvekilleri, ”Söyleyecek sözün yok”, ”Hızır Paşa, bırak bu hikayeyi” diye karşılık verdi.

Çamuroğlu, pazar günü miting düzenleyenleri, bu konuda tebrik etmenin mümkün olmayacağını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Hükümeti, Ankara Çayı’na süpürmek mi istiyorsunuz, oturup sorunların çözümü için konuşmak mı? Mitinginizi, konuşmalarda dile getirdiğiniz gibi yerel seçimleri hedefleyerek mi düzenlediniz, yoksa muradınız gerçekten Alevilerin sorunlarının çözümlenmesi mi? AK Parti’yi kapatılması, kapattırılması, bir şekilde ortadan kaldırılması gereken bir siyasi varlık olarak mı görüyorsunuz, yoksa demokratik gerçeğimizin güçlü bir temsilcisi olarak mı? Biz ne yaparsak yapalım, baştan karşı mı olacaksınız yoksa diyaloğa niyetiniz var mı? Artık karar verin. Sorunların çözüm yeri TBMM ve Hükümettir. Buyurun konuşalım, tartışalım. Ülkemiz için çözümleri buna uygun üsluplarla burada arayalım.”

CHP’li TBMM KİT Komisyonu üyeleri, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin’i eleştiri bombardımanına tuttu.

TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin
TBMM KİT Komisyonu AKP İstanbul Milletvekili Ünal Kacır’ın başkanlığında, TRT’nin 2005 ve 2006 denetim faaliyetlerini görüşmek üzere toplandı. TRT’nin faaliyetleri hakkında KİT Komisyonu üyelerine bilgi veren RT Genel Müdürü İbrahim Şahin, son zamanlarda TRT’ye yönelik yapılan eleştirileri “acımasız” olarak yorumladı.

Komisyon Başkanı Unal Kacır, 2005 yılında KİT Komisyonu gündeminde kalan, “TRT ile RTÜK arasındaki tüm organik bağların gözden geçirilerek, RTÜK’ün de TRT karşısında özel kesim radyo ve televizyon kuruluşları ile aynı mesafede olmasının sağlanması” önerisini tartışmaya açtı.

Öneri üzerine söz alan CHP Bursa Milletvekili Necati Özensoy, geçen yasama yılında Meclis’ten geçen TRT yasasını eleştirdi. Söz konusu yasanın TRT’nin sorunlarının çözümüne yönelik olmadığını savunan Özensoy, kadrolaşmaya yönelik bir düzenleme olduğunu önü sürdü. Özensoy, Şahin’in, “TRT eleştirilerle yıpranıyor” yönündeki sözlerine karşı, “TRT yıpranmıyor. Elektrik parası ödeyen herkes TRT’yi eleştirme hakkını kullanıyor” diyerek karşılık verdi.

CHP Ankara Milletvekili Nesrin Baytok da, TRT’nin son yıllarda yayınlarının taraflı olduğunu, Hükümetin yayın organı gibi çalıştığını iddia etti. Baytok, TRT’ye hükümete yakın gazete ve TV’lerden sık sık transferler yapıldığını, bu programlarda da CHP’nin eleştirildiğini söyledi. Baytok, hükümete yakın gazete ve TV’lerden TRT’ye transfer olan kişilerin maaşlarını ve Fethullah Gülen ile ilgilerinin olup olmadığını sorması üzerine AKP’li milletvekilleri Baytok’a tepki gösterdiler. TRT ile ilgili son çıkan yasayı da eleştiren Baytok, kurumda kıyımların olduğunu, kadrolaşmaya gidildiğini ve çalışan bine yakın personelin ise zorla emekli edildiğini ileri sürdü.

CHP Zonguldak Milletvekili Ali Koçal da söz alarak TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin’e yönelik kurumda kadrolaşmaya gittiği eleştisinde bulundu. Koçal, Şahin’in, “Medyada tekelleşmenin olduğu bu ortamda TRT’nin varlığı çok daha kıymet kazanıyor” sözlerine, “ATV-Sabah Çalık Grubu’na verilince tekelleşmeyi niye savunmadın” şeklinde yanıt verince, AKP’li komisyon üyelerinin tepkileriyle karşılaştı.

‘FETHULLAH GÜLEN’LE YAKINLIĞINIZ VAR MI?’

CHP Gaziantep Milletvekili Akif Ekici de konuşmasında Şahin’i eleştirerek, TRT Genel Müdürü Şahin’e şu soruları sordu:

“TRT çalışanlarını emekli ettiniz, yerine Yeni Şafak, Zaman, STV, Kanal 7 ve Kanal 24 TV’den TRT’ye programcı yazar transfer ettiniz. Bunun nedeni nedir? Bunlar bir tesadüf mü, TRT’de bu kişilerin yaptığı programların maliyeti nedir?, Bu kişilerin Fethullah Gülen’le bir ilgisi var mı, neden Hükümete yakın ve yandaş medyada görev alanlar TRT’ye transfer oluyor? Sizin Fethullah Gülen’le yakınlığınız var mı?”

ŞAHİN MİLLETVEKİLLERİNİ YANITLADI

Şahin, CHP’li komisyon üyelerinin kadrolaşmayla ilgili iddialarına şu yanıtı verdi:

“Eğer kadrolaşmaya gitseydik, bölge kadrolarımızı iptal etmez oralara kendi adamlarımızı doldururduk. Sayın Deniz Baykal’ı bir kaç kez ziyaret ettim, ancak yayınımıza çıkmayı kabul etmedi. Biz aslında Meclis’te grubu bulunan üç siyasi partimizin milletvekillerini eşit olarak yayına çıkarmak istiyoruz” sözlerine bu kez DTP’li Yaman, “Biz de Meclis’te 4. grubu bulunan siyasi partiyiz, biz de yayına çıkmak isteriz” diye tepki gösterdi.

CHP Lideri Baykal, Başbakanlık’ta bazı gazetecilere yasak getirilmesini eleştirirken, Erdoğan’a yüklendi.

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Genel Başkan Baykal Başkanlığında yapıldı. Yaklaşık 3 saat süren toplantıda, parti çalışmaları, yerel seçim hazırlıkları ve gündeme ilişkin değerlendirmeler yapıldı.

Edinilen bilgilere göre, toplantıda Baykal, Bilkent Üniversitesi tarafından düzenlenen, Anayasa Raportörü Osman Can’ın da katıldığı ”Anayasalardaki Değiştirilemez İlkeler” sempozyumunu değerlendirdi. Her ülkenin bir kurucu felsefesi bulunduğuna dikkat çeken Baykal, bu kurucu felsefeyi garanti altına almak için Anayasalarda değiştirilemez maddelerin bulunduğunu belirtti. Laiklik ilkesinin AKP ve yandaşlarını rahatsız ettiğini öne süren Baykal, değiştirilemez maddelerin değiştirilmesi için bir kampanya başlatıldığını savundu.

Baykal, “Bunun öncülüğünü Anayasa Mahkemesi’nin Başkanı ve Raportörü yapıyor. Anayasa Mahkemesi’nde çalışan insanların görevi Anayasa’yı savunmaktır. Anayasa’nın değiştirilmesi bile teklif dahi edilemeyecek maddelerinin kaldırılmasına öncülük etmek değildir. Bu çok yanlıştır” dedi.

‘AMAÇ LAİKLİĞİ ORTADAN KALDIRMAK’

Anayasa Mahkemesi Raportörü’nün türban ve AKP kapatma davasındaki tutumunu hatırlatan Baykal, Başbakan Erdoğan’ın Anayasa değişikliği için söylediği “ham meyve yenmez” sözlerini de eleştirdi. Baykal, şunları söyledi:

“Şimdi bu ham meyveyi olgunlaştırma kampanyası yürütüyor. Bu sempozyumun esası da budur. Başbakanın, ‘velev ki siyasal simge’ diyerek başlattığı türban yasağını kaldırma girişimini ve o girişim doğrultusunda MHP ile birlikte yaptıkları Anayasa değişikliğinin Anayasa Mahkemesi’nden geri dönmesinden sonra bu iddiasından vazgeçmediği görülüyor. Anayasa Mahkemesi kararı da laiklik ilkesi de orada kaldıkça türban yasağının kalkmayacağını açıkça ifade ettiği için şimdi laiklik ilkesini nasıl ortadan kaldırırız, bunu nasıl Anayasa’dan çıkarırız diye bir kampanya açılmıştır.”

‘FAŞİST BİR UYGULAMA’

CHP Lideri Baykal, Başbakanlık’ta bazı gazetecilere yasak getirilmesini de eleştirdi. AKP’nin “3Y” sloganı ile iktidara geldiğini ifade eden Baykal, şöyle konuştu:

“Her konuda sürekli yasaklar konuluyor. Şimdi de gazetecilerin haber alması yasaklanıyor. Bu Başbakanın artık çok tahammülsüz bir noktaya geldiğini gösteriyor. Bu uygulamanın insan haklarıyla, basın özgürlüğüyle hiçbir ilgisi yok. Bunların ihlali anlamına geliyor. Bu bir diktatörlüktür, bu bir faşist anlayıştır.

Gazeteci, gördüğünü duyduğunu yazar. Bu gazetecilerin olmayan olayları yazdığı, söylenmeyen sözleri yazdığına dair bir iddia yok ortada. ‘Bunların yazdığı haberler bizim hoşumuza gitmiyor’ anlayışı var. Bu gerçekten demokratik bir ülkede olmaması gereken bir anlayıştır.

Artık Başbakan hiçbir eleştiriye tahammül edemez hale gelmiştir. Sürekli pembe tablolar istiyor. Pembe bir gazete istiyor. Bunu bozacak, Başbakanın isteklerine karşı görüntüleri haberleri yayınlayacak gazetecilere yasak getiriliyor. Bir ülkede demokrasiden böyle uzaklaşılır. Bu bir diktatörlük uygulamasıdır. Başbakanın bu uygulamasını şiddetle kınıyoruz.”

AKP Yozgat Milletvekili Abdulkadir Akgül, “Devlete karşı suç işleyenler varsa elbette vurulacaktır” dedi.
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonundaki sunumunun ardından söz alan milletvekilleri, gündemdeki konularla ilgili görüş ve eleştirilerini dile getirdi.

DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, düşünce suçlarıyla ilgili açılan davalarda, siyasi parti mensuplarının yargılanmasının basit esaslara dayandırıldığını ve aynı suçtan yapılan yargılamada mahkemelerin farklı kararlar verdiğini belirterek, bu davaların kaçından sanıklar hakkında ceza çıktığını sordu. Kaplan ayrıca, Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda yapılan değişiklikle ”dur-vur yasası” haline geldiğini savunarak, Adalet Bakanlığının bu konuda bir çalışma yapıp yapmadığını sordu.

AKP Yozgat Milletvekili Abdulkadir Akgül de en demokratik ülkelerde bile devletin kendine karşı suç işleyenleri vurduğunu öne sürerek, ”Ben vurmaktan hoşlanan bir adam değilim, ama devletim ve milletime karşı gelenleri elbette vurmaktan hoşlanacağım. İnsan olanlar var, insanlık suçu işleyenler var. ‘Dur-vur’ yasasına göre, devlete karşı suç işleyenler varsa elbette vurulacaktır. Türkiye’de adalet herkese fazlasıyla uygulanıyor zaten” diye konuştu.

Akgül’ün sözlerinin ardından salonda kısa süreli bir tartışma yaşandı.

AKP Yozgat Milletvekili Abdulkadir Akgül, “Devlete karşı suç işleyenler varsa elbette vurulacaktır” dedi.
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonundaki sunumunun ardından söz alan milletvekilleri, gündemdeki konularla ilgili görüş ve eleştirilerini dile getirdi.

DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, düşünce suçlarıyla ilgili açılan davalarda, siyasi parti mensuplarının yargılanmasının basit esaslara dayandırıldığını ve aynı suçtan yapılan yargılamada mahkemelerin farklı kararlar verdiğini belirterek, bu davaların kaçından sanıklar hakkında ceza çıktığını sordu. Kaplan ayrıca, Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda yapılan değişiklikle ”dur-vur yasası” haline geldiğini savunarak, Adalet Bakanlığının bu konuda bir çalışma yapıp yapmadığını sordu.

AKP Yozgat Milletvekili Abdulkadir Akgül de en demokratik ülkelerde bile devletin kendine karşı suç işleyenleri vurduğunu öne sürerek, ”Ben vurmaktan hoşlanan bir adam değilim, ama devletim ve milletime karşı gelenleri elbette vurmaktan hoşlanacağım. İnsan olanlar var, insanlık suçu işleyenler var. ‘Dur-vur’ yasasına göre, devlete karşı suç işleyenler varsa elbette vurulacaktır. Türkiye’de adalet herkese fazlasıyla uygulanıyor zaten” diye konuştu.

Akgül’ün sözlerinin ardından salonda kısa süreli bir tartışma yaşandı.

Adalet Bakanı ‘yargı mensuplarının karar verirken her türlü etkiden uzak hareket etmeleri gerekmektedir’ dedi.

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, ”Yargı bağımsızlığı günümüzde; yalnız yasamaya, yürütmeye karşı bağımsızlığı değil, medya ve diğer Anayasal kurum ve kuruluşlara karşı da bağımsızlığı kapsayacak genişlikte ele alınmaktadır” dedi.

Şahin, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı konuşmada, hukuk kurallarının amacının salt düzeni sağlamak değil, insan haklarını güvence altına almak ve insanlığın en büyük değeri olan adaleti gerçekleştirmek olduğunu belirterek, ”adaleti dağıtma görevinin omuzlarda taşınamayacak kadar ağır, düşürülemeyecek kadar değerli bir hazine olduğunu” söyledi.

Yargı erkinin, bir ülkenin bağımsızlığının olmazsa olmaz koşulu olduğunu ifade eden Şahin, yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi, adalet hizmetlerinin çağdaş bir çalışma ortamında yerine getirilmesi ve kaliteli yargı hizmetinin sunulabilmesi için gerekli her türlü önlemi almanın devletin temel hedefleri arasında bulunduğunu kaydetti.

‘HUKUK SİSTEMİMİZ HAYATIN GERİSİNDE KALMAYA BAŞLAMIŞTIR’

Cumhuriyetin, büyük bir kanunlaşma hareketiyle modern Türk hukuk sistemini oluşturduğunu ve bu temel üzerinde yükseldiğini dile getiren Şahin, ”Büyük bir reform hareketiyle oluşturulan hukuk sistemimiz zamanla temel alanlarda hayatın gerisinde kalmaya başlamıştır. Mevzuatımızda değişiklikler yapılarak geçici önlemler alınmıştır. Gündelik ihtiyaçları karşılamak amacıyla alınan bu önlemler, zamanla hukuk sistemimizi bir karmaşaya sürüklemiş ve içinden çıkılamayacak hale getirmiştir” dedi.

YARGI BAĞIMSIZLIĞI

Adalet Bakanı Şahin, ”yargı bağımsızlığı ve hakim güvencesinin” demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez ögelerinden biri olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

”Anayasa Mahkemesinin bir kararında da belirtildiği gibi hukuk devleti özünü yargı bağımsızlığında bulmaktadır. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin doğal bir sonucu olarak bağımsızlığın yasama ve yürütme organlarına karşı korunması öne çıkarılmıştır. Yargı bağımsızlığı günümüzde; yalnız yasamaya, yürütmeye karşı bağımsızlığı değil, medya ve diğer Anayasal kurum ve kuruluşlara karşı da bağımsızlığı kapsayacak genişlikte ele alınmaktadır. Yargı mensuplarının karar verirken her türlü etki ve baskıdan uzak, yalnızca hukuk kuralları ve vicdani sorumlulukla hareket etmeleri gerekmektedir.

Hukuk devleti ve hukukun üstünlüğünün sağlıklı bir şekilde yürümesi ve gelişebilmesi için yargı organlarını yönlendirici davranışlardan kaçınmak konusunda herkesin azami özen ve dikkat göstermesi gerektiğini önemle vurgulamak isterim.”

CHP Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü, Başbakan Tayyip Erdoğan’a, Türkiye’de kaç kişinin dinlendiğini sordu.
Çöllü, Başbakan Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığına sunduğu yazılı soru önergesinde, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın ”gizlilik” gerekçesiyle aynı yöndeki sorusuna cevap vermediğini belirtti.

Telekomünikasyon İletişim Başkanı Fethi Şimşek’in Meclis Araştırma Komisyonuna ”70 bin kişinin mahkeme kararıyla dinlendiği” bilgisini verdiğini hatırlatan Çöllü, ‘Mahkeme kararlarıyla yapılan telefon dinlemelerinin istatistik bilgileri gizli ise, Telekomünikasyon İletişim Başkanı bu sayıyı nasıl açıklamıştır?” diyen Çöllü, ”Eğer, bu bilgiler gizli değilse, İçişleri Bakanı, kaç kişinin dinlendiğine ilişkin sorularımı neden yanıtsız bırakmıştır?” sorularını yöneltti.

Telekomünikasyon İletişim Başkanı Şimşek’in verdiği rakamın hangi döneme ait olduğunu, 2002-2008 döneminde ve yıllara göre, yasal olarak kaç kişinin telefonunun dinlenmesine ya da takibine izin verildiğini öğrenmek isteyen Çöllü, ”Bu dinleme ve takip sonucunda kaç kişi hakkında yasal işlem yapılmıştır?” dedi.

Çöllü, aynı dönemde yasa dışı telefon dinlemesi nedeniyle hakkında işlem yapılan sivil ya da kamu personeli olup olmadığına ve kaç sivil ya da kumu görevlisi hakkında ne tür bir işlem yapılıp yapılmadığını da açıklık getirilmesini istedi.

Başbakanlık Basın Merkezi, Başbakan Erdoğan’ı izleyen bazı gazetecilere yasak getirdi.
Başbakanlık Basın Merkezi, belirli aralıklarla yaptığı akreditasyon işlemini önceki gün yeniledi. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın programlarını izlemek için verilecek Başbakanlık Tanıtım Kartı için başvurular kısa bir süre önce istenmişti.

Başvurulan tamamlanması ve kartların basımı tamamlandıktan sonra eskileri ile değiştirilmesi için gazetecilere çağrıda bulunuldu. Ancak, kartlarını almaya giden altı gazeteciye, ‘kendilerine kart verilmeyeceği’ yönünde açıklamada bulunuldu. Bu altı gazeteciden ikisi Hürriyet Gazetesi’nin yıllardır Başbakan Erdoğan’ı izlemekle görevlendirdiği isimler olması dikkat çekti.

Ankara kulislerinde Başbakanlık Basın Müşavirliği’nin bu yasağın ardında, Hürriyet muhabiri Hasan Tüfekçi’nin, Erdoğan ile Gül’ün buluşmasını ortaya çıkaran Çukurambar haberi olduğu seslendiriliyor.

Erdoğan’ın ‘beni izlemesinler’ diyerek yasak getirdiği altı gazeteci:

Hürriyet Gazetesi: Hasan Tüfekçi-Turan Yılmaz
Milliyet Gazetesi: Abdullah Karakuş
Star Televizyonu: Fatma Çözen
Akşam Gazetesi: Ali Ekber Ertürk
Evrensel Gazetesi: Sultan Özer

AKP’deki görevlerinden istifa eden Dengir Mir Mehmet Fırat, ‘Bana verilecek her göreve hazırım’ dedi.
Dengir Mir Mehmet Fırat, AKP Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifasına ilişkin, ”Ben bu partinin halen üyesiyim, milletvekiliyim, bu partinin kurucusuyum. Bana verilecek her göreve hazırım. Seçimde de aktif olarak çalışacağım” dedi.

Dengir Mir Mehmet Fırat, Etimesgut’ta Anksan Et ve Et Ürünleri Fabrikası’nın açılış törenine gelişinde, gazetecilerin istifasına ilişkin sorularını yanıtladı.

Tamamen şahsi nedenlerle, sağlık sorunu ve yorgunluk nedeniyle istifa kararı aldığını belirten Fırat, ”Sayın Başbakan da bunu söyledi. Arkasında başka bir şey yok” dedi.

İstifasının arkasında AKP’nin doğu politikasındaki değişimin olduğuna ilişkin iddiaların hatırlatılması üzerine Fırat, ”Çok doğru bir şey değil. AKP’nin doğu, güneydoğu programı belli. Bugüne kadar da o programı geliştirerek, yürüttü. Bundan sonra da yürütecek. Bundan hiç şüphem yok” diye konuştu.

İstifasının yerel seçimler öncesine denk gelmesine ilişkin soruya ise Fırat, ”Ben bu partinin halen üyesiyim, milletvekiliyim, bu partinin kurucusuyum. Bana verilecek her göreve hazırım. Seçimde de yine aktif olarak göreceksiniz, çalışacağım” yanıtını verdi.

Fırat, parti yönetimine getirilen yeni isimleri nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine ”Çok değerli arkadaşlar. Abdülkadir Aksu çok çok deneyimli olan bir arkadaşımız. Partilerin çeşitli kademelerinde görev almış, çok önemli bakanlıklar yapmış bir insan. Çok iyi sonuçları olacağına inanıyorum” şeklinde konuştu.

Fırat, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın devam etmesi yönünde bir telkini olup olmadığı sorusuna, ”Her zaman oldu. Ama özel ricam nedeniyle ısrarkar oldum, o da müsaade etti” yanıtını verdi.

CHP’li Kılıçdaroğlu, AKP iktidarının Türk Telekom’a üçüncü ortak alma iddiasını gündeme getirdi.
Kılıçdaroğlu, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, kurumlar vergisi oranının niçin Türk Telekom’un özelleştirilmesinden sonra indirildiğini, bu suretle birilerinin, Türk Telekom’a üçüncü bir ortak olup olmadığını sordu.

”AKP iktidarınca bir özelleştirme başarısı olarak sunulan ama gelinen noktada şaibeli bir özelleştirmenin bütün unsurlarını taşıyan Türk Telekom’la ilgili bazı gelişmeleri kamuoyunun dikkatine sunmak istediğini” ifade eden Kılıçdaroğlu, Türk Telekom’un özelleştirilmesi sonrası kurumlar vergisi oranının düşürülmesinin, Oger Telekom’a milyonlarca dolarlık ek maddi menfaat sağladığını iddia etti. Kılıçdaroğlu, ”Niçin kurumlar vergisi oranını, özelleştirmeden önce indirmediniz de özelleştirme bittikten sonra indirdiniz? Bunun karşılığında kim ne kadar çıkar sağladı? Sağlanan bu çıkar, birilerinin sermaye payı olarak mı düşünülmüştür?” diye sordu.

ABDULLAH TİVNİKLİ ETKİSİNE İLİŞKİN SORULAR

”Türk Telekom’un özelleştirmesi sırasında Hariri ailesine ve bu aileye ait Oger Telekom’a büyük katkıları olduğu ileri sürülen Abdullah Tivnikli’nin, AK Parti hükümeti üzerinde büyük bir etkiye sahibi olduğunun” söylendiğini anlatan Kılıçdaroğlu, Oger Telekom’un yüzde 35′inin Saudi Telecom Company’e satılmasında Tivnikli’nin ön planda olduğuna ilişkin Suudi Arabistan medyasında yer alan haberi gazetecilere dağıttı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Tivnikli, Hariri ve Saudi Telecom’un 2 yetkilisinin yer aldığı fotoğrafa da yer verilen haberi gazetecilere gösteren Kılıçdaroğlu, ”Kendisine bazı çevrelerce ‘Becerikli Abdullah da denilen Tivnikli’nin, Türk Telekom hisselerinin önemli bir miktarını başkaları adına yediemin olarak muhafaza ettiğinin söylendiğini ileri sürdü.

Kılıçdaroğlu, Tivnikli’nin, Türk Telekom özelleştirme sürecindeki rolünün sorgulanması gerektiğini belirterek, iddia edilen gizli ortaklık payı dışında, Tivnikli’ye şirket yönetiminde, her yıl yaklaşık 1 milyar dolarlık yatırım pastasının dağıtımında ve insan kaynakları politikasının belirlenmesinde önemli ayrıcalıklar verildiğini savundu. Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

”Tüm bu işlemlerin yerine getirilmesinde Abdullah Tivnikli; yönetim kurulu üyeleri Paul Doany, Rıza Metin Ercan, Emin Başer ve İbrahim Şahin aracılığı ile şirketi istediği şekilde yönlendirmeye çalışmakta mıdır? İcra ve yönetim kurulu üyesi Rıza Metin Ercan’ın yönetim kuruluna atanmasında Abdullah Tivnikli etkili olmuş mudur? Hariri’lerin ellerinde bulundurdukları Türk Telekom hisselerinin bir bölümünün, Suudi Kralının sahip olduğu Saudi Telecom Company’in satın alması için, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bir davet mektubu yazmış mıdır? Bu davet mektubunu, Abdullah Tivnikli, Suudi krallık yetkililerine vermiş midir?”

ULAŞTIRMA BAKANI YILDIRIM VE EŞİNE ARAÇ TAHSİSİ

CHP Grup Başkanvekili Kılıçdaroğlu, özelleştirme sonrasında, Türk Telekom’a ait 06 AY 8245 ve 06 BE 4312 plakalı 2 adet Audi A8, 06 AT 8702 plakalı 1 adet Mercedes Vito, 06 BA 9499 plakalı bir Volvo’nun Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’a, 06 AR 3750 plakalı bir Honda Accord marka arabanın da Yıldırım’ın eşine tahsis edilip edilmediğini sordu. Bu arabaların kasko, vergi, bakım ve benzin harcamalarının ne amaçla Türk Telekom tarafından karşılandığını öğrenmek isteyen Kılıçdaroğlu, ”Bu tür bir tahsisat ve harcama, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Oger Telekom Şirketi ile yapılan ortaklık sözleşmesinin bir zorunluluğu mudur? Yoksa söz konusu tahsisat ve harcama, halen şirket içinde Ulaştırma Bakanına yakın olduğu için etkili olduğu ileri sürülen Türk Telekom Genel Müdürü Yardımcısı Şükrü Kutlu tarafından mı gerçekleştirilmiştir?” sorularını yöneltti.

TÜRK TELEKOM’DAN AÇIKLAMA

Öte yandan Kılıçdaroğlu’nun sorularının ardından Türk Telekom’dan yazılı bir açıklama yapıldı. Açıklamada ”Türk Telekom Denetim Kurulu Üyesi Sayın Efkan Ala, T.C. Hazine Müsteşarlığını temsilen Türk Telekom’da denetim kurulu üyeliği yapmaktadır. Sayın Efkan Ala’nın Oger Telekomünikasyon A.Ş’yi temsilen Denetim Kurulunda olduğuna yönelik iddialar tamamen gerçek dışıdır” denildi.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.