Uzmanlar, mangal üzerinde pişirilen yiyeceklerin 3 paket sigaraya bedel kanser etkisi yaptığını belirtti.
Türk Gastroenteroloji Derneği Başkanı ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özütemiz, mide kanserine yol açan bazı gıda maddelerinin tüketilmesinin Türkiye’nin en ciddi sağlık sorunlarından biri olduğunu belirterek, ”mangal üzerinde pişirilen et, biber, domates ve soğan gibi yiyeceklerin tüketilmesinin, günde 3 paket sigaraya bedel kanser etkisi yaptığını” söyledi.

Özütemiz, Türk Gastroenteroloji Derneği tarafından düzenlenen ”25. Ulusal Gastroenteroloji Haftası”na katılmak üzere geldiği Adana’da, sağlıklı beslenmenin, yaşam kalitesini artıran ve ömrü uzatan en önemli faktörlerden biri olduğunu söyledi.

MİDE KANSERİN DOSTU OLAN GIDALAR

Sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımının mide rahatsızlıklarını artırmasının yanı sıra, daha da önemlisi kanser vakalarında önemli etkisi bulunduğuna dikkati çeken Özütemiz, şunları kaydetti:

”Bazı gıdalar da mide kanserine yol açıyor. Ülkemizin en ciddi sorunu bu. Halka bu mesaj gitmelidir. Adana ve Güneydoğu mutfağına ben de bayılırım, ama ateşi doğrudan gören et, ocak başı muhabbeti dediğimiz mutfak, mide kanserinin bir numaralı dostu. Kebabın, domatesin, biberin ve soğanın doğrudan ateşle yandıktan sonra yenmesi kanser açısından son derece riskli. Kebapçılar bana kızacak, ama mangal keyfinin günde 3 paket sigara içmeye bedel bir kanser etkisi var.”

AYDA BİR KEZ TÜKETMEK İDEAL

Prof. Dr. Özütemiz, bazı hastalıklara ve kansere yol açmayacak beslenme şekilleri olduğunu ve bunların da konunun uzmanları tarafından halka zaman zaman anlatılıp önerilerde bulunulduğunu ifade etti.

Günlük öğünlerde gıdaların hızlı tüketilmemesi, az yenilmesi ve iyi çiğnenmesi gerektiğini anlatan Özütemiz, ”bunun kalp ve hormonal etkileri var. Daha da önemlisi kebap gibi pişirdiğiniz yiyeceğin doğrudan ateş görmemesi lazım. Vaka sayısında artış olan mide kanserinden korunmak için en sağlıklısı haşlama ve buğulama tarzı yemekler. Mangal türleri ayda bir kere yenebilir. Sakıncalı olmasına karşın meslektaşlarımızından bile sık aralıklarla kebap yiyen var” diye konuştu.

Stresi ve bunalımı azaltmanın en ucuz yolu bulundu: Şekersiz sakız çiğnemek.

Yapılan araştırmada, sakız çiğnemenin zindeliği arttırdığı ve çoklu görevlerde performansı geliştirdiği bulundu. Swinburne Üniversitesi’nden Davranış Bilimleri Profesörü Andrew Scholey, Northumbria Üniversitesi’nde yürüttüğü çalışmada, sakız çiğnemek ile pozitif, rahatlatıcı sosyal davranışlar arasında bir bağ bulduğunu söyledi.

Kontrollü çalışmada yaklaşık 22 yaşlarında rastgele seçilen 40 kişi, güvenilir bir şekilde strese teşvik edildikleri ve performanslarının ölçüldüğü platform olan “Tanımlı Şiddet Stresör Simülasyonu (DISS)” testine katıldı. Katılımcıların endişe, zindelik ve stres seviyeleri şekersiz sakız çiğnerlerken ve çiğnemedikleri anlarda, DISS testini tamamlamadan önce ve tamamladıktan sonra ölçüldü. Araştırmada, sakız çiğneyenlerdeki “ağız sulanması kortizol seviyesi”nin (psikolojik stres belirleyicisi) sakız çiğnemeyenlere oranla yüzde 16 daha az olduğu bulundu.

Psikoloji ve Davranış Dergisi’nde yayınlanan araştırma için Scholey, “Araştırma bulguları bize sakız çiğnemenin günlük yaşamın stresiyle başa çıkmamızda yardımcı olabileceğini gösterdi” dedi.

Hastalık veya stres yüzünden beyazlaşan saçların eski rengine kavuşturmaya yarayacak bir buluşa imza atıldı.

Stres ya da hastalık yüzünden beyazlaşan saçların yeniden rengine kavuşması için umut ışığı doğdu.

İngiltere’deki Manchester ve Almanya’daki Lübeck Üniversitesi araştırmacıları, yeni başlattıkları çalışma kapsamında ilerleme kaydederek, saçın renginden sorumlu pigmenti uyaracak bir molekül yarattı.

Araştırmacılar, çalışmaları sırasında vücuttaki saç pigmenti melanini uyaran hormona benzer K(D)PT adlı doğal molekülü yeniden yarattı.

Ancak bu tekniğin henüz insanlar üzerinde denenmediğine dikkat çeken araştırmacılar, yaşlılık nedeniyle beyazlayan saçlar için bu tekniğin kullanılamayacağını bildirdi.

Uzmanlar da henüz başlangıç aşamasındaki bu tekniğin önemli bir adım olduğu görüşünü dile getirdi.

Uzmanlar, göğüs ağrısı şikayetlerinin sadece yüzde 15-20′sinin kalp hastalığı ile ilgili olduğunu söyledi.
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Gökçe, göğüs ağrısı şikayetiyle gelen hasta sayısının çok fazla olduğunu, ancak gelen hastaların sadece yüzde 15-20′sinin kalp hastalığıyla ilgili sorunlarının bulunduğunu söyledi.

Gökçe, insanların göğüs ağrılarında ilk olarak kalp hastalıklarından şüphelendiğini belirterek, “her göğüs ağrısı kalple ilişkili değildir. Göğüs kafesi içinde kalp dışındaki organlardan veya komşu bölgelerden kaynaklanan ağrılar da kalpten kaynaklananlara benzer ağrılar yapabilir” dedi.

Türkiye’de göğüs ağrıları sonucu hastanelere başvuruların sayısının çok fazla olduğunu ifade eden Gökçe, “Göğüs ağrısı şikayetiyle gelen hasta sayısı çok fazla ama bunların sadece yüzde 15-20′sinin kalp hastalığıyla ilgili şikayetleri var” diye konuştu.

Gökçe, kalple ilişkili ağrının, göğsün ön bölgesinde, yaygın bir şekilde sıkıştırıcı, yanıcı tarzda olduğunu, sırta, kollara ve çene altına yayılabildiğini, hastanın böyle bir ağrı olduğunda göğüs ağrısını dikkate alması gerektiğini belirtti.

BAZI HASTALIKLAR DA GÖĞÜS AĞRISI YAPABİLİR

Göğüs ağrısının birçok sebebi bulunduğunu dile getiren Gökçe, şöyle devam etti:

“Mide, safra kesesi ağrıları gibi karın içi organlardan kaynaklanan ağrılar, kas ağrıları, reflü gibi yemek borusu şikayetleri, boyun fıtığı ağrıları da göğüs ağrılarına neden olabilir. Bunlara rağmen koroner arter hastalığı için bir takım riskli grup var. Erkeklerde 45 yaşın üstü, kadınlarda ise 55 yaşın üzerindekiler, ailesinde kalp hastalığı olanlar, şeker, yüksek tansiyon, yüksek kolesterolü bulunanlar ile sigara içenlerde oluşabilecek göğüs ağrılarına dikkat edilmesi gerekir.

Koroner arter hastalığında en önemli konu, hastanın kalp krizi geçirmesinin önlenmesi ve hayatta kalmasının sağlanmasıdır. Risk grubunda olanlar, sigarayı bırakma gibi basit bir takım tedbirle bu hastalıktan korunabilir.”

GRİP AŞISI YAPTIRMALI

Doç. Dr. Gökçe, koroner arter hastalığı olanların kış aylarından daha dikkatli olması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Kış mevsiminin yaklaştığı şu günlerde koroner arter hastaları kötü hava koşullarından korunmalı ve grip aşısını yaptırmalıdır. Ayrıca hava şartları dolayısıyla insanlar daha hareketsiz bir yaşam sürdükleri için ağır gıdalardan uzak durulmalı. Koroner arter hastalarının kış aylarında hava kirliliğinin yoğun olduğu saatlerde trafikte olmamaları ve sigara içilen kahvehane gibi ortamlarda bulunmamaları çok önemlidir.”

Anneliği geciktirmek için kadın yumurtalarını saklama yönteminin güvenli olduğu açıklandı.
İngiliz yayın kuruluşu BBC’ye göre, Reproductive Biomedicine Online dergisinde yayımlanan Kanadalı uzmanlarca yürütülen araştırma, dondurulmuş yumurta yöntemi ile dünyaya gelmiş 200 çocuğu inceleyerek yöntemin güvenli olduğu sonucuna ulaştı.

Haberde, tekniğin hızlı dondurma yöntemini kullandığı ve doğurganlığı kanser tarafından tehdit edilen kadınlara da yardımcı olabileceği bildirildi.

BBC, doğurganlık uzmanı Dr. Allan Pacey’in kadınların da erkekler kadar fırsatlara sahip olmaları yönündeki görüşlerine yer vererek, sonucun umut verici olduğunu ancak daha çok araştırma yapılması gerektiğini kaydetti.

Müzik kalbin gıdası!

Kasım 12, 2008

İnsanın, sevdiği bir müziği dinlemesinin kalp-damar sistemine iyi geldiği belirlendi.

Yıldız basketbolcu Dwyane Wade maç öncesi müzik dinliyor.
ABD Maryland Üniversitesi Tıp Merkezi Önleyici Kardiyoloji Merkezi Başkanı Dr. Michael Miller, sevilen bir müziğin dinlenmesi sırasında kan damarlarının genişlediğini belirlediklerini söyledi.

Miller, ”Kan damarları o sırada, tıpkı kahkaha atıldığı veya kanla ilgili ilaç alındığı sıradakiyle aynı derecede genişliyor. Ulaştığımız bu sonuç çok etkileyici. Kan damarlarının çapı genişliyor, damarlar mükemmel biçimde açılıyor. Damarlardaki bu açılma düzeyine, eksersiz ve benzeri aktiviteler yapılırken ulaşılıyor” dedi. Miller’in verdiği bilgiye göre ”statin ve ACE inhibitörü” grubu ilaçlar alındığında da aynı etki elde ediliyor.

Damarlar açıldığında kan, daha sakin ve düzenli akmaya başlıyor ve bu sırada, kalp krizleri ve felçlere yol açan pıhtıların oluşması azalıyor.

Bulgularını New Orleans’taki Amerikan Kalp Derneği’ne sunan Miller, yine de ilaç kullanmak zorunda olanların veya eksersiz yapanların bunu kesmesini tavsiye etmiyor, ancak sevilen müzikleri dinleyerek, kalbin genel sağlığına katkıda bulunulabileceğimizi belirtiyor.

Miller’in ekibi, bu çalışmaları sırasında sağlıklı ve sigara içmeyen toplam 10 kadın ve erkek üzerinde incelemeler yaptı. Gönüllüler, yarım saat sevdikleri parçaları, yarım saat de hoşlarına gitmeyen hatta kendilerini kaygılandıran parçaları dinlediler. Bu sırada bu kişilerin damarları, ultrasonla izlendi.

Sonuçta gönüllülerin, sevdikleri müziği dinlerlerken kan damarlarının yüzde 26 oranında genişlediği, hoşlanmadıkları müziği dinlediklerinde ise damarlarının yüzde 6 oranında daraldığı belirlendi.

Günümüzün en sık rastlanan cilt hastalıklarından biri olan sivilcelerden kurtulmanın birçok yolu var.

Sivilce (bir başka adıyla akne, acne vulgaris) günümüzde en sık rastlanan cilt hastalıkların. Bu yağ bezlerinin iltihaplı hastalığı genel olarak 30-35 yaşlarından sonra geçer. Ciltte sivilce oluşumunda kozmetik ürünlerin kullanımına dikkat edilmesi gerekir. Kullanılan ürünler sivilceyi besleyici özellikte olmamalıdırlar.

Sivilceleri sıkmak riskli bir uğraştır, iz kalabilir, iltihaplanma yayılarak artabilir. Yine de sıkılmadan durulacak gibi değilse bunu çok dikkatli yapmakta fayda var.

SİVİLCELERDEN KURTULMA YÖNTEMLERİ

  • Beyaz lilyumun taze çiçeklerini şişeye koyun, üzerine alkol eleyin, her akşam bu karışımla yüzünüzü silin.
  • Aloe yapraklarının suyunu kullanabilirsiniz. Aloe yapraklarını toplayın, yıkayıp 10 gün serin bir yerde saklayın. Sonra suyunu sıkın. Bu suyla yüzünüzü silin.
  • Huş ağacı tomurcuğundan yapılan kompres sivilcelerden kurtulmaya yardımcı olur. 1 yemek kaşığı huş ağacı tomurcuğunun üzerine bir su bardağı sıcak su ekleyip 10-20 dakika kaynatın. Soğuttuktan sonra yüzünüze uygulayın. Tomurcukları çay gibi demleyerek içebilirsiniz de. Huş ağacı yaprakları da kullanılabilir. Yıl boyunca çayını için ve sağlıklı olun. Bu çayla ayrıca saçlar da durulanabilir.
  • Sinirliotun taze sıkılmış suyuyla yüzünüzü silin, maske olarak kullanın.
  • 2 çorba kaşığı yabani çuha çiçeği köklerine 1 bardak kaynar su ekleyin. 1 saat bekleyin. Süzüp cildinizi bu çayla silin.
  • 1 çorba kaşığı mürver çiçeğine 1 bardak sıcak su ekleyin, demleyin. Günde 3 defa bu çayı bölerek için.
  • Yabani kiraz çiçeklerini kaynatın, suyuyla yüzünüzü yıkayın.
  • Çam kabuğu, tomurcuğu ve yapraklarını kaynatın, yüzünüzü yıkamak için kullanın. Banyo için de kullanabilirsiniz.
  • 300 ml kaynayan suya acı pelin otunu ekleyin. Demleyin. Kompres olarak kullanın. Taze pelin suyunu maskelere ekleyin.
  • Devetabanı yapraklarına sıcak su ekleyin (1:10), yağlı ciltler için maskelerde kullanın.
  • 4 çorba kaşığı oğulotu (melisa) + 1 bardak kaynar su. Şişliklerde kullanabilirsiniz.
  • 1 çorba kaşığı andız köklerine yarım litre sıcak su ekleyin. 5 dakika kaynatın. Süzün. Yüzünüzü yıkamak için kullanın. Taze halde maske yapımında kullanabilirsiniz.

SİVİLCELERDEN KURTULMAK İÇİN İÇECEK ÖNERİLERİ

  • 2 çorba kaşığı ısırgan yaprağına 2 bardak sıcak su ekleyin, 2 saat bekleyin. Günde 4 defa yarım bardak için.
  • 1 çorba kaşığı karahindiba köklerine 1 bardak kaynar su ekleyin, 15 dakika kaynatın. 45 dakika soğutun, süzün. Günde 3 defa yarım bardak, yemekten 15 dakika önce için.
  • 3 ölçü andız kökü, 3 ölçü at pıtrağı kökü, 4 ölçü sarı kantaron otunu demleyin. Günde 2 bardak için.
  • Dereotu tohumu, at pıtrağı kökü, meyan kökü, karahindiba kökü, akdiken kabuğu – eşit miktarda karıştırın, demleyin, yemekten yarım saat önce yarım bardak sıcak olarak için.
  • Adaçayını çay veya kahve yerine için.
Tamamen yapay olan kalbin klinik deneylerinin 2011′de başlayacağı açıklandı.

Dünyada organ bağışındaki sıkıntıyı gidermek amacıyla tasarlanan yapay kalbin 2011′de klinik deneyler için hazır olacağı açıklandı.

Tamamen yapay olan prototipi hazırlayan Avrupalı araştırmacılar, kalbin klinik deneylerine 2011′de başlayacaklarını bildirdi.

Yapay kalbin üretimi, kalp nakil uzmanı Alain Carpentier, Truffle şirketi ve Fransız yeni buluşlar ajansının desteğinde biyomedikal Carmat firması tarafından Paris yakınında bir yerde yapılacak.

Bilim adamı Carpentier, AFP ajansına yaptığı açıklamada, “artık araştırma safhasından klinik uygulamalara geçtiklerini ve 15 yıllık çalışmadan sonra yapay kalbin insanların kullanımına hazırlanması için üretimine başlayacaklarını” söyledi.

Kimyasal işlem görmüş hayvan dokularından yapılan yapay kalpte, Carpentier tarafından geliştirilen ve hali hazırda dünyada kullanılan kalp kapakçıları protezine benzer bir teknoloji kullanılıyor.

Carpentier, yapay kalpte kullanılan hayvan dokularının, hastanın bağışıklık sisteminin bu organı reddetmesini engelleyecek şekilde tasarlandığını belirtti.

Yapay kalbin şimdiye kadar hem hayvanlarda hem de dijital simülasyon yoluyla denendiğini kaydeden Carpentier, denemeler sırasında komplikasyon olmadığına dikkat çekti.

Gerçek bir kalp görüntüsüne sahip yapay kalbin, dünyada her yıl ihtiyaç duyulan 20 bin kalp bağışçısı sıkıntısına çare bulması ümit ediliyor.

Asit erozyonuna karşı savaşta en etkili çözümlerden birinin de pipet kullanmak olduğunu biliyor muydunuz?

21. yüzyılın en önemli ağız sağlığı sorunu olarak tanımlanan asit erozyonu asitli yiyecek ve içeceklerin dişle teması sonucu diş minesinin yüzeyinin geçici olarak yumuşaması ile ortaya çıkıyor.

Zamanla, bu asidik yumuşama önemli bir aşınmaya ve dolayısıyla da diş minesinin kalınlığının azalmasına yol açabiliyor. Bu da dişin dokusu, şekli ve görünümünde değişime ve sonuç olarak da diş hassasiyetinin artmasına neden oluyor.

Asitli yiyecek ve içeceklerin yol açtığı asit erozyonu, diş çürüğü ile beraber yüzyılın en önemli diş sağlığı sorunu.

Şekerli veya şekersiz tüm asitli içecekler, taze sıkılmış veya hazır meyve suları, bazı meyveler, gazlı içecekler ciddi bir şekilde dişlerde erozyona yol açıyor. İçeceklerin şekersiz veya light olması dişlerde meydana gelen erozyonu, sert doku kaybını önlemiyor. Çünkü içeceğin içerdiği asit önemli. Bu tür içecekleri içerken pipet kullanmak en etkili yöntemlerden biri…

Çözüm için birkaç tavsiye:

  • Pipeti doğrudan ağzınıza koyun, dişlerinize değdirmeyin.
  • Yeme ve içme alışkanlıklarınızı dikkatle gözden geçirin. Asitli yiyecek ve içecekler, dişlerinizle temas süresini kısa tutmak için ağzınızdan çabuk geçmelidir.
  • Meşrubatları hızlı için, uzun sürede küçük yudumlar alarak içmekten sakının.
  • Gazlı içecekleri köpüklerini yok etmek için ağzınızda tutmayın ya da ağzınızda çalkalamayın.

Birçok kişinin asit erozyonu hakkında bilgi sahibi olmadığı ya da insanların dişlerine ne olduğunu farketmedikleri ve çoğu zaman da ilerleyen safhalara gelinmeden bir diş hekimine başvurmadıkları göz önüne alınarak uzmanlar, diş hekimlerine muayene için gidenlerin asit erozyonu hakkında bilgi almalarını ve asit erozyonu kontrolünün genel ağız sağlığı kontrolünün bir parçası olmasını öneriyor…

Amerikan üniversitelerindeki psikoloji profesörleri, modern toplumda kadın ve erkeklerin eş seçerken izlediği süreçleri 25 yılı aşkın bir süredir inceliyor.

Modern toplumda kadın-erkek ilişkisinin evrimi ve genel olarak insan psikolojisinin geçirdiği değişiklikler konusunda pek çok bilimsel araştırmanın sonuçlarını Guncel.Net haber sitesinde okuyabilirsiniz.

Pennsylvania Üniversitesi’nden psikolog Robert Kurzban tarafından başlatılan Kadınlar, Erkekler ve Darwin başlıklı araştırmaya; kısa sürede New Mexico, Texas ve California üniversitelerinden saygın psikoloji profesörleri de kendi bulguları ve araştırmalarıyla katkıda bulundu.

Los Angeles Times gazetesinde yayınlanan araştırmanın orijinal metni

Ortaya çıkan yeni teori, kadın-erkek ilişkisinin bir tür alışveriş olduğunu belirliyor ve bu alışverişe konu olan tarafların hangi parametreler üzerinden eş seçimine yöneldiğini araştırıyor.

2002 yılında Robert Kurzban, HurryDate adlı bir hizmetin gazetedeki ilanına rastlamıştı. Bu hizmet, 25 potansiyel adayla üçer dakikalık buluşmalar yapabileceğiniz bir özel akşam geçirmenizi öneriyordu.

Kurzban buna şaşırdı ama bunun nedeni romantik bir ilişki arayışında olması değildi. Pennsylvania Üniversitesi’ndeki evrimsel bir psikolog olarak, bu şekilde hızlı buluşmalarla geçecek bir akşamın, böyle durumlarda insanların nasıl davrandıklarını incelemek adına eşsiz bir fırsat olacağını düşündü.

Şirketin de onay vermesiyle, Kurzban ve bir meslektaşı, ‘hızlı buluşmacılar’ üzerinde bir araştırma yürüterek -dini inançlardan çocuk isteyip istememeye kadar uzanan çok değişik konular üzerinde sorular sordular.

En önemli soruları şunlardı: Katılımcılar, kendileri gibi insanlardan mı hoşlanıyordu? Yoksa ‘beraber olma piyasasında’ en iyi alışverişi yapabilmek adına genelde herkesin gözettiği -dış görünüş ve yüksek gelir gibi- özellikler mi tercihleri etkilemekteydi?

Araştırmadan çıkan ilginç sonuçlar

Araştırmacıların vardığı ilk sonuç, erkeklerin ve kadınların eşlerini “eş seçme konusunda genel kabul görmüş değerler” üzerinden seçtikleriydi. Bir diğer bulgu ise her iki cinsin de fiziksel çekiciliğe en büyük önemi verdiği; gelir ve sosyal statü gibi hususları geniş ölçüde göz ardı ettikleriydi.

Araştırmanın sonuçlarını daha sonra bilimsel bir dergide yayınlayacak olan Kurzban şöyle yazacaktı “HurryDate katılımcılarının nihai karar vermek için üç dakikaları vardı ama çoğu kararlarını ilk üç saniyede verebiliyordu.”

HurryDate araştırması, evrimsel psikoloji uygulamalarının her gün rastladığımız örneklerinden biri. Hem etkisel hem de aykırı bir yaklaşım.

Mesela erkeklerin kendilerinden daha aşağı gördükleri konumlardaki kadınlardan, eş seçerken ne gibi konuları göz önünde bulundurdukları veya kadınların hangi sebeplerle evlilik dışı ilişkilere yöneldiklerini ya da her iki cinsin de partner seçimi sırasında nelerin karşılığında ne gibi şeyler verebileceklerini araştırıyor.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.