Anne ve baba adaylarının en çok zorlandığı konu, doğum şeklinin nasıl olması gerektiğidir.

Annenin hayatını tehlikeye sokacak durumlarda sezaryen öneriliyor.

Dünya üzerinde en sık yapılan ameliyatlardan birisi olmasına karşın; sezaryen riskli ameliyatlardan birisi olarak kabul edilmektedir. Ancak annenin veya bebeğin hayatını tehlikeye sokacak herhangi bir durumda, doğum sezaryenle gerçekleştirilmelidir. Sezaryen ameliyat oranları hızla artmakta ve gün geçtikçe endikasyonlar genişletilmektedir. Ama bazı durumlar da gerçekten normal vaginal yoldan doğum beklenmemeli ve sezaryen yapılmalıdır.

En sık sezaryen sebeplerinden biri daha önce sezaryen ameliyatı geçirmiş olmak ve Distosi’dir -bebek ve annenin doğum kanalı arasında uyumsuzluk- Bunlardan başka makat doğumlar, bebeğin eşinin doğum kanalını tam olarak kapattığı durumlar, geçirilmiş rahim iç duvarı operasyonları, bebek kalp atışlarının bozulması, kordon sarkması durumlarında da sezaryen doğum yapılmalıdır.

Peki isteğe bağlı sezaryen yapılabilir mi? Aslında bu sorunun pek çok etik, sosyal ve kanuni çelişkileri mevcuttur. Hasta kendi kendine sezaryen kararını verebilecek yeterli donanımda mı? Eğer hasta kendi isteğiyle sezaryen olduktan sonra, sezaryene bağlı bir sorun çıkarsa, bunun sorumlusu doktor değil midir? Bu hususta bir de operasyonun mali yükü mevcuttur elbette ki. Günümüzde devlet hastanelerinde isteğe bağlı sezaryen yapılmamaktadır. Ancak devlet hastanelerinin çoğunda sezaryen operasyonu için yeterli teknik altyapı ve personel mevcuttur. Başlıktaki sorunun hala kesin bir cevap olmadığı çok aşikardır. Ancak her iki doğum şeklinin de kendince riskleri mevcuttur.

Hamile kadınların her gün yarım saat müzik dinlemesi; stres ve depresyon üzerinde olumlu etki yapıyor.

Hamilelik döneminde müzik dinleyen kadınların stresten uzak oldukları belirlendi.
Hamile kadınların günde yarım saat rahatlatıcı müzik dinlemesinin; stres, sinirlilik ve depresyon üzerinde olumlu etkilerinin olduğu bildirildi. Sağlık Araştırmaları Sitesi’nde yer alan Tayvanlı bir grup araştırmacının yürüttüğü çalışmaya göre, gebe kadınların günde yarım saat rahatlatıcı müzik dinlemesi stres, sinirlilik ve depresyonla ilgili ölçümleri olumlu etkiliyor.

Müzik dinleme, doğum öncesi gerilimi ile baş etmenin basit ve kişilerin kendileri tarafından uygulanabilen bir yöntem olarak kabul ediliyor. Araştırmada, 236 gebe kadın müzikli ve standart doğum öncesi bakım olmak üzere rastgele bir şekilde iki gruba ayrıldı. Müzikli grupta yer alan gebelerin günde yarım saat olmak üzere en az 2 hafta boyunca klasik, doğal sesler, ninni ya da çocuk şarkılarından oluşan 4 müzik CD’sinden birini dinlemesi istendi.

Çalışmanın başında ve sonunda standart anketlerin uygulanması ile müzik tedavisinin etkileri değerlendirildi. 2 haftanın sonunda kontrol grubunda belirgin bir değişiklik olmazken, müzik dinleyen grubun stres, sinirlilik ve depresyon skorlarında belirgin iyileşmenin olduğu görüldü.

Kadınların menopoz sonrası hormon tedavisi almadığı takdirde, kalp krizi riskinin artabileceğini vurguladı.
Türkiye Menopoz ve Osteoporoz Derneği Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Ertüngealp, menopoz sonrası dönemde hormon tedavisi alınmadığı takdirde, kadınlarda kalp krizi riskinin yükselerek ileri yaşlardaki ölüm nedenlerinin ilk sırasını oluşturduğunu söyledi.

Ertüngealp, 18 Ekim’in ”Menopoz Günü” olarak kutlandığını belirterek, kadın hayatının evrelerinden biri ve doğal bir sürecin sonucu olan menopoz döneminin, toplumda yaygın bir kanı olarak yaşlılık döneminin başlangıcı olarak görüldüğünü ifade etti.

Menopoz dönemini, uzman kontrolüyle kolay atlatmanın mümkün olduğuna işaret eden Ertüngealp, ”Sıcak basması, terleme, unutkanlık, ağlama nöbetleri ve uykusuzluk gibi fark edilen belirtilerin yanı sıra kilo alma, libidonun azalması gibi fark edilmeyen belirtiler de menopoz döneminde ortaya çıkıyor” dedi.

Ertüngealp, 40 yaşından sonra meme röntgeni ve ultrasonunun ihmal edilmemesi gerektiğini dile getirerek, kadınlara şu önerilerde bulundu:

”İdeal vücut ağırlığınızı koruyun, günlük öğün sayını arttırın, yeterli miktarda kalsiyum alımına dikkat edin, aşırı protein tüketmeyin, güneş ışınlarından yararlanın, sigara içmemeye özen gösterin, düzenli olarak egzersiz yapın, kafeinli içeceklerden, alkol ve çok acılı yiyeceklerden ve üç beyazdan (un, tuz ve şeker) uzak durun.”

‘MENOPOZ SONRASI KALP KRİZİ RİSKİ ARTIYOR’

Son yıllarda menopoz sonrası dönemde kadınların ölüm nedenleri arasında, kalp krizinin ilk sırada yer aldığına dikkati çeken Ertüngealp, ”Menopoz sonrası dönemde kalp krizi riskinin artmasının en önemli nedeni, genç yaşlarda kadınlarda var olan östrojen hormonunun kalbi korumasına karşın, ileri yaşlarda bu hormonun azalmasıyla bu koruyuculuk özelliğinin ortadan kalkmasıdır. Gelişen tıp ve özellikle kalp tedavilerinde yaşanan büyük gelişmelere rağmen, menopoz sonrası dönemde artan kalp krizi riski, kadın ölümlerinin birinci nedenini oluşturuyor” dedi.

Özellikle sigara kullanımı, kilo alma, yanlış beslenme, hareketsiz yaşam gibi faktörlerin kalbi olumsuz etkilediğini vurgulayan Ertüngealp, ”Bunlara ek olarak kadınlarda hormonal dengenin değişikliğe uğraması ve menopoz sonrası dönemde kalp hastalıkları risk teşkil ediyor” diye konuştu.

Ertüngealp, menopoz döneminde uygulanan hormon replasman tedavisinin, kroner kalp hastalığı riskini yüzde 50 oranında azalttığına dikkati çekerek, şunları söyledi:

”Kadınlarda 40-45 yaş öncesi dönemde kalp krizi riski erkeklere göre 3′te 1 oranında. Menopoz sonrası geç dönemde ise bu oran artıyor ve erkeklerle aynı seviyeye ulaşıyor. Bu nedenle menopoz sonrası dönemde hormon tedavisi alınmadığı takdirde, kadınlarda kalp krizi riski yükselerek ileri yaşlardaki ölüm nedenlerinin ilk sırasını oluşturuyor.”

YAŞAM KALİTESİNİN ARTMASI

Menopozda yaşam kalitesini arttırmanın yolunun eksilen hormonları tamamlayan ”Hormon replasman tedavisi” olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Erdoğan Ertüngealp, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Menopoza girer girmez başlanan hormon tedavisi, menopoz şikayetlerini geçirdiği gibi ek bir fayda olarak kalp krizi riskini de önlemektedir. Hormon tedavisi kalp krizinden korunmak için kullanılan bir tedavi yöntemi değildir, ancak hormon tedavisi alan kadınlarda kalp krizi riski azalmaktadır. Hormon korkusu ile bu tedaviden uzak durmanın yaşam kalitesini olumsuz etkilediği ve kadınlarda ileri yaşlarda yerine konulamayacak çok büyük kayıplara neden olduğu unutulmamalıdır. Hormon tedavisinin aynı zamanda ostreoporoz ve Alzheimeri de önlediği bir gerçektir.”

Türkiye’de menopoz tedavisinin bilindiğini, ancak östrojen, meme kanseri yapar korkusu ile kullanılmadığına işaret eden Ertüngealp, ”Oysa östrojen tek başına meme kanseri vakalarında bir artış yapmamaktadır. Türkiye’de östrojen ve progesteron kullanan vakalarda meme kanseri görülme oranı 10 binde 5 kişidir” diye konuştu.

Anne karnındaki bebeğin genetik hastalıklarının öğrenilmesini sağlayan daha güvenli bir test yöntemin bulundu.

Amniyosentez yöntemi doğum öncesi anne rahmine iğne sokularak yapılan bir test.

ABD’de yapılan bir araştırma sonucu, başta Down Sendromu (Trizomi 21) olmak üzere genetik hastalıkların anne karnında öğrenilmesine olanak sağlayan amniyosentezden daha güvenli bir doğum öncesi genetik test yöntemi bulundu.

ABD’deki Stanford Üniversitesi ile Howard Hughes Tıp Enstitüsü araştırmacılarının bulduğu yeni yöntemle anne adayından alınan kan örneği, bebekteki anomalinin ortaya çıkarılmasına yeterli oluyor.

Araştırmacılar, yazılı açıklamalarında, şimdiye kadar hamile kadınların bebeklerinde herhangi bir anomali olup olmadığını öğrenmek için hamileliklerini riske soktuklarını, amniyosentez başta olmak üzere mevcut doğum öncesi testlerinin rahime bir iğne sokularak yapıldığını, bu yöntemlerin de yüzde 50 oranında düşük tehlikesi oluşturduğunu belirtti.

Açıklamada, annenin kanında bulunan cenine ait DNA örneklerinin kullanıldığı yeni yöntemin güvenlik avantajına sahip olmasının yanı sıra herhangi bir anomalinin diğer yöntemlere nazaran çok daha erken dönemde saptanmasına imkan sağladığı ifade edildi.

Normal olarak bebeklere yarısı babalarından yarısı da annelerinden olmak üzere 46 kromozom geçiyor. Kromozomların sayısındaki hatalar, fiziksel ve zihinsel gelişimde ciddi sorunlara neden oluyor ve Trizomi 21 de bunun bir örneği, çünkü bu sendrom, 21. kromozomun fazladan bir kopyasının varlığının sonucu.

Yeni teknikle ilgili bilgiler, Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’nin (PNAS) 6 Ekim 2008 tarihli dergisinde yer aldı.

Hamile kadınların sıkça yaşadığı ödem-şişme sorununun düzenli ayak masajı ile önüne geçilebilir.
Gebelerin en çok yaşadığı sorunlardan olan ayaklarda ödem-şişme ve buna bağlı rahatsızlıkların, düzenli ayak masajı ile azaldığı tespit edildi.

Celal Bayar Üniversitesi Manisa Sağlık Yüksekokulu Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği Bölümü’nden Dr. Ayden Çoban doktora tezinde, ”Gebeliğin son döneminde ayak ve ayak bileğinde görülen fizyolojik ödemin azaltılmasında ayak masajının etkisini” ele aldı.

Gebeliğin son döneminde gelişen ayak ve ayak bileği ödeminin azaltılmasında, alternatif bir tedavi yöntemi olan ayak masajının etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilen deneysel çalışma, Manisa İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı 1 No’lu Merkez Sağlık Ocağı’nda yapıldı.

Gönüllü ve ayak masajı uygulanmasında sakınca bulunmayan 80 gebenin katıldığı çalışma için Ayden Çoban, öncelikle ayak masajı konusunda fizik tedavi ve rehabilitasyon konusunda uzmandan uygulamalı eğitim aldı. Daha sonra çalışmaya katılan gebelere Çoban tarafından 5 gün boyunca 20′şer dakika ayak masajı yapıldı.

Çalışmanın sonunda, düzenli yapılan ayak masajının gebeliğe bağlı gelişen ayak ve ayak bileğinde görülen ödemin azaltılmasında etkili olduğu görüldü. Ayrıca ayak masajının gebelerde, ödeme bağlı ağrı, yorgunluk ve uykusuzluğu azalttığı da belirlendi.

Masaj kesilince ödem ve ödeme bağlı gelişen şikayetlerin devam ettiği de saptanan çalışmada, gebeliğe bağlı ayak ve ayak bileğinde ödemi olan gebelere düzenli ayak masajı tavsiye edildi.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.