Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, ebediyete intikalinin 70. yıl dönümü olan yarın, çeşitli tören ve etkinliklerle anılacak.

Ankara’da ilk tören yarın sabah Anıtkabir’de düzenlenecek. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, protokole dahil devlet erkanının oluşturacağı kortej eşliğinde Aslanlı Yol’dan yürüyerek saat 09.05′de mozoleye çelenk koyacak. Cumhurbaşkanı Gül ve beraberindekiler, Atatürk’ün manevi huzurunda 2 dakikalık saygı duruşunda bulunacak. Saygı duruşu, askeri bandonun çalacağı İstiklal Marşı’nın bitiminde sona erecek.
Cumhurbaşkanı Gül’ün Anıtkabir Özel Defteri’ni imzalamasının ardından, korteje dahil olmayan sivil ve askeri erkan ile öğrenciler saygı geçişinde bulunacak.
Anıtkabir, resmi törenlerin ardından saat 11.00′de halkın ziyaretine açılacak. Kordiplomatik duayeni tarafından da saat 15.00′de Anıtkabir’e çelenk konulacak.
Bayraklar, Büyük Önder Atatürk’ün 70 yıl önce ebediyete intikal ettiği saat 09.05′den itibaren güneşin batışına kadar yarıya indirilecek. Sivil Savunma Müdürlüğüne ait sirenler ve motorlu araç klaksonları da saat 09.05′de 2 dakika süreyle çalınacak.
Tüm resmi ve özel okullarda da anma programları gerçekleştirilecek.
Bu arada, Anıtkabir bugün saat 12.00′den yarın saat 11.00′e kadar tören hazırlıkları ve güvenlik tedbirleri nedeniyle halkın ziyaretine kapalı olacak.
Anıtkabir ile aynı anda Ulus Atatürk Anıtı, Sıhhiye Zafer Anıtı ve Atatürk Orman Çiftliği Atatürk anıtlarında da saat 09.05′de çelenk koyma törenleri yapılacak. Atatürk anıtlarına, Ankara Valiliği, Türk Silahlı Kuvvetleri, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile diğer kurum ve kuruluşlarınca çelenkler bırakılacak.
Bu arada Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunca yarın saat 10.00′da, kurum konferans salonunda 10 Kasım Atatürk’ü Anma Töreni düzenlenecek. Törende, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Devlet Bakanı Mehmet Aydın, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Sadık Tural ve Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Cezmi Eraslan birer konuşma yapacak.

*Padişahların gösterişini, halifeliğin çekiciliğini umursamayıp bakışlarını, ordularının belkemiği olan Anadolu çiftçisine sevgiyle yöneltti.
(İngiliz – TIMES GAZETESİ)

*Türkiye’yi kurtarmış, Türk milletine rehberlik etmiş ve Türk milletini ihya etmiş olan Atatürk’ün ölümü hem Türk milleti, hem de Avrupa için mevsimsiz ve pek acı bir kayıptır.
WİNSTON CHURCHİLL

*İnsanı teslim alıcı gözlerinde fevkalade bir önderlik gücü var. Kalın kaşları sakin durmaz. Yüksek, entellektüel zirveler kalkar ve şaşılacak derecede geniş alnında derin çizgiler oyacak biçimde çatılır. Derisi açık renklidir, güneşten yanmıştır. Esmer değildir. Saçı sarımtrak kahverengidir. Ağzının temiz kesilmiş çizgileri ve çenesi kararlarının kesinliğini gösteriri. Tetiktir, hazır cevaptır, dikkati çekecek derecede zekidir.
Amerikalı Kadın Gazeteci – GLAYDS BAKER

*Asker-Devlet adamı, çağımızın en büyük liderlerinden biri idi. Kendisi Türkiye’nin, dünyanın en ileri memleketleri arasında hak ettiği yeri almasını sağlamıştır. Keza O, Türklere, bir milletin büyüklüğünün temel taşını teşkil eden, kendine güvenme ve dayanım duygusunu vermiştir. Ben Atatürk’ün sadık arkadaşlarından biri olarak büyük iftihar duyuyorum.
General – DOUGLAS MC ARTHUR -1963

*Atatürk yalnız Türk tarihinin büyük bir siması değil, aynı zamanda bir büyük adamıdır. O’nun yeni Türkiye’yi yaratan eseri, yüzyıllara intikal eden bir anıt olarak kalacaktır.
Yunanistan Başbakanı – GENERAL METAKSAS

*O; şahsi kazanç ve söhret peşinde koşan basit bir diktatör değil, gelecek nesiller için sağlam temeller atmaya uğraşan bir kahramandı.
WALTER L. WRIGHT JR

*Atatürk’ün dış münasebetler konusu üzerindeki görüşlerini inceleyen bir kimse, fikirlerinin değeri ve ifade edildikleri zamanı aşan manaları karşısında daima hayrete düşer.
A.B.D. Büyükelçilerinden – AWRA M. WARREN

*Büyük Atatürk’ün ufulünden dolayı teessürümüz o derece derin ve sonsuzdur ki, bunu ifade etmek için kelime bulamıyorum. Çünkü Atatürk, yalnız Türkiye’nin değil, bütün şarkın Ata’sı idi.
Afganistan – VELİ HAN

*”Atatürk artık rahatça ölebilirdi.Mademki ışık parlamakta, alev yanmakta ve memleket ilerlemekte devam ediyor…
General DE GAULLE

*Mustafa Kemal sosyalist değil, fakat görülüyor ki iyi bir teşkilatçı, yüksek anlayışlı, ilerici ve iyi düşünceli, akıllı bir lider. Mustafa Kemal, soygunculara karşı bir Kurtuluş Savaşı veriyor. Emperyalistlerin gururunu kıracağına ve Sultanı da yaranı ile birlikte alt edeceğine inanıyorum.
LENİN

*Ben şimdiye kadar on beş hükümdar ve cumhurbaşkanı ile özel ve resmi konuşmalar yaptım. Bu geceki kadar ezildiğimi hatırlamıyorum. Mustafa Kemal’de büyük bir ruh kudretinin esrarı var.
İngiliz Generali – SIR CHARLES TOWNSHEND-1922

*Sert, dayanıklı ve mücadeleci. Bence harika bir subay. Kelimenin tam manasıyla mükemmel bir yönetici.
Alman Generali – VON SONDERS

*Fransa, kendisine pek çok dostluk belirtileri göstermiş olan bu büyük adamın anısını daima canlı tutacaktır.
Fransız Başbakanı – EDUARD DALADIER

*Hayatının sonuna kadar ulusunun mutlak güvenliğiyle kurduğu devletin başında kalan muzaffer kumandanın kişiliği eşi görülmemiş bir karakter örneğidir.
Eski İtalya Dışişleri Bakanı – COMTE CARLO SFORZA

*Öyle zamanlar oldu ki, anılar içinde benim eşsiz nitelikte gördüklerimi düzeltti: “- Hayır… Ben bunda yanılmışım. Eğer şöyle düşünseydim ve yapsaydım sonucu daha eksiksiz olacaktı.” dediği az değildi. Gerçekçilik O’nun korkmadığı şeydi.
Eski Amerika Elçisi – General, CHARLES H. SHERRILL

*Türkler O’na çok haklı olarak Atatürk dediler ve kendilerini baba tanıdılar. Gerçekten de O, ulusunu seven ve ulusu için didinen bir baba olmuş ve yurdunu çok az bir zamanda veirmli, yaratıcı bir gelişmeye yönelmiştir.
Macar Meclis Başkanı – GYULA KORNİS

*Atatürk tarihten hakiki dersler almış nadir büyüklerden biridir. Bütün çaba ve uğraşmaları yalnız kendi ulusu içindir.
Alman Tarihçisi – Prof. HERBERT MELZİG

*Kuvvetli karakterli ve dünya ulusları arasında kendi ulusunun haklı durumu üzerinde kesin ve pratik görüşlü bir adam olarak O, hiçbir zaman kişisel söhret ve yükselme peşinde koşmadı. Yurdunun çıkarları her şeyin üstünde tutan ve ulusu için en faydalı sonuca varmaya çalışan bu zat, gücünü damarlarına işlemiş görev duygusundan alıyordu.
İngiliz Yarbayı – A. RAWLİNSON

*Atatürk, yeni Türkiye’yi kılıcı ile kurtarmış ve dehası ile düzene sokmuştur. O’nun yaratıcı ruhunun ve coşkun yurtseverliğinin harekete geçmediği hiçbir alan yoktur.
Polonya – GAZETE POLSKA

*Atatürk’ün askerlik tarafına hayret etmiyorum. Her meslekte deha sahibi insanlar vardır, buna şaşılmaz. Fakat İsviçre Medeni Kanununu kabul etmek ve Türkiye’de yürürlüğe koymak! Bu adeta dehanın da üstünde bir şey. Hukutan anlayan ve insan haklarına inanan biri sıfatıyla söylüyorum. İşte buna hayranım!
Fransız Milli Meclisi Başkanı – EDUARD HERRİOT

*Mustafa Kemal, Birinci Dünya Savaşı’nın gidişatını sezen muazzam yeteneği sayesinde, savaşın başarılı tek Türk Generali oldu. Savaş sonrasında da yeteneğini sürdürdü ve hayatının en büyük girişimini başlattı. Yeni Türkiye’yi kurdu.
DIE ZEIT (Alman Gazetesi)

*Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki, O büyük dahi çağımızda Türk Ulusuna nasiboldu. Mustafa Kemal’in dehasına karşı elden ne gelirdi.
Lloyd GEORGE (İngiltere, 1922)

*Atatürk’ün Türkiy’de yaptığını hiçbir tarafta hiçbir kimse yapmadı: Ne Cavour, ne Cromwel, ne de Washington… Atatürk’ün bulduğunu hiç kimse bulmadı ve Atatürk’ün yaptığını da hiç kimse yapmadı. İlham ettiği kimselere ve kendi prensiplerine göre yarattığı yeni kuşak, O’nun eserine devam edecektir.
Tipos Gazetesi (Atina, 12 Kasım 1938)

*Hiçbir ülke, yeni Türkiye’nin Ata’sı tarafından başarılan yenileşme kadar hızlı ve o kadar kökten değişme görmemiştir. Böylesine insanlar yüzyıllar içinde yalnız bir defa görülür. Şimdi Türkiye’nin tarihi bu eşsiz devlet adamının tarihidir.
Dness Gazetesi (Bulgaristan)

*Çöküntü halinde bulunan bir imparatorluktan özgürlük ve bağımsızlığını şerefli bir ilan ve o zamandan berikorunması, Atatürk’ün ve Türk halkının işidir. Şüphesiz ki, Türkiye Cumhuriyetinin doğuşu ve o zamandan beri Atatürk’ün, Türkiye’de giriştiği derin ve geniş inkilaplar kadar bir kitlenin kendisine olan güvenini daha başarı ile gösteren bir örnek yoktur.
John F.Kennedy (ABD Başkanı, 10 Kasım 1963)

*Atatürk’ün dünyanın gidişi hakkındaki görüşleri insanı ürkütecek kadar doğru çıkmıştır.
Times Gazetesi (İngiltere, 1964)

*Bu gibi dehalar ancak görünüşte ölürler. Çünkü gerçekte ulusların anlayışlarında derin ve silinmez izler bırakan eserleriyle daima yaşarlar. Böyle insanlar, bir kuşak için doğmadıkları gibi belirli bir devre için de doğmazlar. Bu gibi insanlar, uluslarının bu nimetler kaynağından durmaksızın yararlanmalarına imkan vermek suretiyle yüzyıllarca uluslarının tarihlerine egemen olacak insanlardır.
Tahran Gazetesi (Tahran, 21 Kasım 1938)

*Atatürk’ün hayatı ve eseri sadece Türkiye için değil, fakat dünyanın bütün özgür ulusları için bir ilham kaynağı olmakta devam edecektir.
Çang Kay ŞEK (Çin Cumhurbaşkanı,10 Kasım1923)

*O, kişisel kazanç ve ün peşinde koşan basit bir diktatör değil, gelecek kuşaklar için sağlam temeller atmaya uğraşan bir kahramandı.
Prof.Walter L.WRIHT Jr.

*Atatürk, tarihe örgütçü bir dahi, bir ulusun harikalar yaratan sevk ve idarecisi ve memleketinin kurtarıcısı olarak kalacaktır.
Independance Romaine Gazetesi – (Bükreş, 12 Kasım 1938)

*O’nun ölümü Türkiye’nin sarsılması olmayacaktır; çünki bütün genç kuşak, Şefi tarafından çizilen yolu inançla ve coşkunlukla izlemektedir.
Uj. Magyar Gazetesi – (Macaristan, 1938)

Devlet Adamı Atatürk

Ekim 22, 2008

Atatürk’ün devlet adamlığı,
Stalin’in verdiği bir demeç üstüne gidişi

Stalin’in Sovyetler Birliği’nin başında olduğu dönemler… Sovyetlerin Ankara Büyükelçisi ünlü bir diplomat Karakan… 1917 Ekim Devrimi’nin yıl dönümlerinden birinin sabahında Stalin, son derece sivri, anlamsız ve onur kırıcı bir demeç veriyor. Bu demecinde aynen şunları söylüyor:

“Herkes bilsin ki, Rus Milleti; Boğazlarla, Ardahan’ı ele geçirmekten asla vazgeçmeyecektir. Çok yakın bir zamanda bu davalarımızı halletmiş olacağımızı şimdiden müjdeliyorum…”

Aynı gece Ankara’da Sovyet Büyükelçiliği’nde de ihtilalin yıl dönümü kutlamaları yapılıyor. Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk , gece yarısına doğru Stalin’in bu densiz demecinden haberdar oluyor ve maiyetine emrediyor:

“Arabaları hazırlayın gidiyorum.”
“Paşamız bu saatte nereye gidecekler?”
” Sovyet Sefareti’ne.”

Mahiyetin etekleri tutuşur çünkü olayı kavrarlar, içlerinden birisi Atatürk’e:
“Paşa hazretleri nasıl olur? Protokolsüz mü? Siz devlet başkanısınız, protokolsüz nasıl gidersiniz?”

“Ben protokol falan dinlemiyorum çocuk. Stalin vatanımın topraklarına göz dikmiş, sen bana protokolden söz ediyorsun. Hazırlayın arabaları.” diye cevap verir.

Büyük önderimiz ve arabalar hazırlanır. Atatürk ve maiyeti, Sovyet sefaretinin kapısına dayanır.

Ulu önderimiz yüzü asık bir şekilde yukarı çıkar ve o sırada sefarette büyük bir balo vardır. Atatürk kendisini karşılayan Büyükelçi Karakan’ı görünce:

“Merhaba Karakan” der ve aynı sert ifadeyle devam eder. “Rahatsız ettik ama sen benim şahsi dostumsun, kusurumuza bakmazsın. Bir hususu esasından anlamaya geldim.”
“Emredin Sayın Başkan”

“Ajanstan öğrendiğime göre, başbakanınız Stalin, Ardahan’la Boğazları istemiş, kararı katiymiş…Pek yakın bir gelecekte bu kararını uygulayacakmış. Tam böyle söyleyip söylemediğini bilemem ama buna benzer şeyler söylemiş. Tabii ki bu nutkun da bir sureti sende vardır. Getir bakalım şunu da işin aslını faslını iyi anlayalım.”

Stalin’in nutku getirilir. Atatürk metnin o kısmını yanındakilere kelime kelime tercüme ettirir. Nutuk ajanstan geçen metin ile aynıdır. Atatürk sorar:
“Karakan, sefaret telsizinden derhal Stalin’i bulduracaksın. Bu beyannatından vazgeçip geçmediğini sorduracaksın. Başbakanın tükürdüğünü yalayacak, yalamazsa ben yapacağımı bilirim. Bu cevap bu gece gelecek çünkü benim senin başbakanından daha önemli kararım var. İstediğim cevabıalmadan sefaretinizden dışarı adım atmam. Eğer cevap istemediğim şekilde gelirse bil ki buradan çıkıp doğru Rus sınırına gideceğim…”

Karakan çaresizlik içinde telsizin başına koşar ve Atatürk’ün söylediklerini aynen nakleder. Stalin’den gelen cevap büyük önderimizi tatmin eder çünkü cevapta aynen şöyle söylenmektedir. “Stalin sürçü lisan eylemiştir. Boğazlar’la Ardahan’ı almak gibi bir arzusu katiyetle yoktur…”
Atatürk cevabı okuduktan sonra Rus Büyükelçisi Karakan’a hitaben “Karakan seni geri çağırırlar ve yaşatmazlar. Uzun süredir tanışıyoruz, istersen bize iltica et.”
Karakan bu teklife olumsuz cevap verir ve cevabı telgraftan hemen sonra bir telgrafla geri çağrıldığını açıklayarak: “Teşekkür ederim. Sizi tanımış olmam bile kafidir ancak memleketinizdeki vazifem sona ermiştir. Yarın hareket edeceğim.”
Atatürk fazla ısrar etmez ve Çankaya’ya döner. On gün sonra şöyle bir haber gelir. Sovyetler Birliği’nin eski Ankara Büyükelçisi Karakan fırında yakılmak suretiyle idam edilmiştir.

FOUNDER AND THE FIRST PRESIDENT OF THE TURKISH REPUBLIC

Atatürk was born in 1881 at the Kocakasım ward of Salonika, in a three story pink house located on Islahhane Street. His father is Ali Rıza Efendi and his mother Zübeyde Hanım. His paternal grandfather, Hafız Ahmed Efendi belonged to the Kocacık nomads who were settled in Macedonia during the XIV – XV th centuries. His mother Zübeyde Hanım was the daughter of an Old Turkish family who had settled in the town of Langasa near Salonika. Ali Rıza Efendi, who worked as militia officer, title deed clerck and lumber trader, married Zübeyde Hanım in 1871. Four of the 5 siblings of Atatürk died at early ages and only one sister, Makbule (Atadan) survived, and lived until 1956.

Upon reaching school age, little Mustafa started school at the neighborhood classes of Hafız Mehmet Efendi and later, with his father’s choice, was transferred to Şemsi Efendi School. He lost his father in 1888 where upon he stayed at the farm of his maternal uncle for a while and returned to Salonika to complete his studies. He registered at the Salonika Mülkiye Rüştiye (secondary school) and soon transferred to the military Rüştiye. While at this school, his math teacher, also named Mustafa, added “Kemal” to his name. He attended the Manastır Military School between 1896 – 1899 and later the Military School in İstanbul from which he graduated in 1902 with the rank of lieutenant. He later entered the Military Academy and graduated on January 11, 1905 with the rank of major. Between 1905 – 1907 he was stationed in Damascus with the 5th. Army. In 1907 he was promoted to the rank of “Kolağası” (senior major) and was posted with the III rd Army , which was stationed in Manastır. He was the Staff Officer of the “Special Troops” (Hareket Ordusu) which entered İstanbul on April 19, 1909. He was sent to Paris in 1910 where he attended the Picardie manuevers. In 1911 he started to work at the General Staff Office in İstanbul.

Mustafa Kemal was stationed at Tobruk and Derne regions with a group of his friends during the war which started with the Italian attack on Tripoli. He won the Tobruk battle in 22 December 1911 against the Italians. On March 6, 1912 he was made the Commander of Derne.

When the Balkan War started in October 1912, Mustafa Kemal joined the battle with units from Gallipoli and Bolayır. His contributions to the recapturing of Dimetoka and Edirne were considerable. In 1913 he was assigned to Sofia as a military attache. In 1914, while still at this post, he was promoted to the rank of lieutenant colonel. His term as an attache ended in January 1915. By that time the First World War had started and the ottomon Empire was inevitably involved. Mustafa Kemal was posted to Tekirdağ with the assignment of forming the 19th Division.

Mustafa Kemal put his signature under a legend of heroism at Çanakkale during the First World War, which had started in 1914, and had the Allied Powers admit to the fact that “Çanakkale is unpassable!” On March 18, 1915 when the English and French navies in an attempt to force their way up the Çanakkale Strait gave heavy loses, they decided to put units on land at Gallipoli Peninsula. The enemy forces which landed at Arıburnu on 25 April 1915 were stopped by 19th Divison under Mustafa Kemal’s command at Conkbayırı. Mustafa Kemal was promoted to the rank of colonel after this victory. English forces attacked at Arıburnu once more on 6-7 August 1915. Mustafa Kemal, as the Commander of the Anafartalar Forces won the Anafartalar Victory on 6-7 August 1915. This victory was followed by the victories of Kireçtepe on August 17, and the Second Anafartalar Victory on August 21. Turkish nation who lost about 253.000 men at battle, had managed to emerge in honour against the Allied forces. Actually the fate at trenches changed when Mustafa Kemal addressed his soldiers with the words “I am not giving you an order to attack, I am ordering you to die!”

Mustafa Kemal was stationed at Edirne and Diyarbakır after the Çanakkale wars and was promoted to the rank of lieutenant general on 1 April 1916. He fought against the Russian forces and recaptured Muş and Bitlis. Following short assignments at Damascus and Khallepo, he came to İstanbul in 1917. He traveled to Germany with Vahdettin Efendi, the heir to the throne. He became sick after this trip and went to Vienna and Karisbad for treatment. He returned to Khalleppo on 15 August 1918 as the Commander of the 7th army. At this front, he fought successful defence wars. He was appointed as the Commandar of Yıldırım Armies one day after the signing of the armistice at Mondros. When this army was disbanded, he came to İstanbul on November 13, 1918 and started to work at the Ministry of Defence.

When, following the Mondros Armistice, the Allied forces started to take over the Ottoman armies, Mustafa Kemal went to Samsun on May 19, 1919 as 9th Army Inspector. With the circular he published on 22 June 1919 at Amasya, he declared that ” The freedom of the nation shall be restored with the resolve and determination of the nation itself” and called the meeting of the Sivas Congress. He convened Erzurum Congress during 23 July – 7 August 1919 and Sivas Congress during 4 – 11 September 1919, thus defining the path to be followed towards the freedom of the motherland. He was met with great enthusiasm in Ankara on 27 December 1919. With the initiation of the Turkish Grand National Assembly on 23 April 1920, a significant step was taken on the way to establishing the Turkish Republic. Mustafa Kemal was elected as the head of the national assembly as well as the head of the government. The Grand National Assembly started to put into effect the necessary legislative measures so as to enable the Independence War to come to a successful conclusion.

Turkish War of Independence started with the first bullet shot at enemy on 15 May 1919 during the Gerek occupation of İzmir. The fight against the victors of the First World War who had divided up the Ottoman Empire with the Treaty of Sevres signed on 10 August 1920, initially started with the militia forces called Kuva-yi Milliye. Turkish Assembly later initiated a regular army and achieving integration between the army and the militia, was able to conclude the war in victory.

The significant stages of the Turkish War of Independence under the Command of Mustafa Kemal are

Recapturing Sarıkamış, Kars and Gümrü
Çukurova, Gazi Antep, Kahramanmaraş, Şanlı Urfa defenses (1919 – 1921)
Ist İnönü Victory
IInd İnönü Victory
Sakarya Victory
Great Attack, Battle of the Chief Commander and the Great Victory
After the Sakarya Victory, National Assembly bestowed the rank of marashal on Mustafa Kemal and the Gazi (veteran) title. War of Independences came to end with the Lozanne Agreement, which was signed on 24 July 1923. Hence, there were no longer any obstacles to create a new nation on Turkish soil which Treaty of Sevre had torn to pieces leaving Turks an area the size of 5-6 provinces.

The National Assembly which first convened on 23 April 1920 in Ankara was the first clue to the Turkish Republic. The successful management of the War of Independence by this assembly accelerated the founding of the new Turkish State. On 1 November 1922, the offices of the Sultan and caliph were severed from one other and the former was abolished. There was no longer any administrative ties with the Ottoman Empire. On 29 October 1923, Turkish Republic was formally proclaimed and Atatürk was unanimously elected as its first President. On 30 October 1923, the first government of the Republic was formed by İsmet İnönü. Turkish Republic started to grow on the foundations of the twin principles “Sovereignty, unconditionally belongs to the nation” and “peace at home, peace in the world,”

Atatürk undertook a series of reforms to “raise Turkey to the level of modern civilization” which can be grouped under five titles

1. Political Reforms

Abolishment of the office of the Sultan (November 1922)
Proclamation of the Republic (29 October 1923)
Abolishment of the caliph (3 March 1924)
2. Social Reforms

Recognition of equal rights to men and women (1926 – 1934)
Reform of Headgear and Dress (25 November 1925)
Closure of mausoleums and dervish lodges (30 November 1925)
Law on family names (21 June 1934)
Abolishment of titles and by-names (26 November 1934)
Adoption of international calendar, hours and measurements (1925 – 1931)
3. Legal Reforms

Abolishment of the Canon Law (1924 – 1937)
Transfer to a secular law structure by adoption of Turkish Civil Code and other laws (1924 – 1937)
4. Reforms in the fields of education and culture

Unification of education (3 March 1924)
Adoption of new Turkish alphabet (1 November 1928)
Establishment of Turkish Language and History Institutions (1931 – 1932)
Regulation of the university education (31 May 1933)
Innovations in fine arts
5. Economic Reforms

Abolution of tithe
Encouragement of the farmers
Establishment of model farms
Establishment of industrial facilities, and putting into effect a law for Incentives for the Industry
Putting into effect Ist and IInd Development Plans (1933-1937), to develop transportation networks
Acccording to the Law on Family Names, the Turkish Grand Assembly gave “Atatürk” (Father of Turks) as last name to Mustafa Kemal on 24 November 1934.

Atatürk was elected as the Speaker of the Grand Assembly on 24 April 1920 and again on 13 August 1923. This was a position equal to that of the president as well as the prime minister. Republic was proclaimed on 29 October 1923 and Atatürk was elected as the first President. Elections for President were renewed every four years according to the Constitution. In 1927, 1931 and 1935 Turkish Grand Assembly again elected Atatürk as the president.

Atatürk took frequent trips around the country and inspected locally the works undertaken by the state, giving directives were problems were faced. As president he was host to visiting foreign presidents, prime ministers and ministers.

He read his Great Speech, which covers the War of Independence and the founding of the Republic on 15 – 20 October 1927, and his 10th Year Speech on 29 October 1933.

Atatürk led a very simple private life. He married Latife Hanım on 29 January 1923. They took many trips to different parts of the country together. This marriage lasted until 5 August 1925. A great lover of children he adopted girls named Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye and Zehra and a shepperd boy named Mustafa. He also took two boys called Abdurrahim and İhsan under his protection. He provided for the futures of these children who survived.

He donated his farms to the Treasury in 1937 and some of his real estate to municipalities of Ankara and Bursa. He divided his inheritance among his sister, his adopted children and to the Turkish History and Language Institutions. He enjoyed books and music as well as dancing, horse riding and swimming. He was extremely interested in Zeybek dances, wrestling and the Rumelia folk songs. Games of billards and backgammon gave him great pleasure. He valued his horse Sakarya and his dog Fox . He had a rich library. He used to invite statesman, scholars and artists to dinners where the problems of the country were discussed. He was particular about his appearence and enjoyed dressing well. He was also a lover of nature. He used to frequent the Atatürk Forest Farm and join in the work.

He knew French and German. Atatürk died on 10 November 1938 at 9.05 A.M at Dolmabahçe Palace, defeated by the liver ailment he was suffering from. He was taken to his temporary place of rest at the Ethnograpy Museum in Ankara on 21 November 1938. When the mausoleum was completed, he was taken to his permanent rest place with a grand ceremony on 10 November 1953.








This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 800×600.







This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 800×600.

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 800×600.

Atatürk Ailesi

Ekim 22, 2008


Mustafa Kemal’in Selânik’teki evi

Mustafa Kemal’in babası Ali Rıza Efendi

Mustafa Kemal’in annesi Zübeyde Hanım

Mustafa Kemal, annesi Zübeyde Hanım ve kız kardeşi Makbule (Atadan) ile (1905)

Mustafa Kemal’in annesi Zübeyde Hanım, İzmir’de (1923)

TBMM Başkanı Gazi Mustafa Kemal, eşi Lâtife Hanım (sağ baştaki) ve ailesi (Uşaklıgil) ile

TBMM Başkanı Gazi Mustafa Kemal, Lâtife Hanım ile (1923)

TBMM Başkanı Gazi Mustafa Kemal ve Ali Fethi (Okyar), Çankaya Köşkü bahçesinde, eşleriyle birlikte (1923)

Lâtife Hanım (1923)

Atatürk’ün nüfus cüzdanı

Cumhurbaşkanı Atatürk, kız kardeşi Makbule (Atadan) Hanım ile (1937)

Anıtkabir

Ekim 22, 2008

1. İstiklal Kulesi
2. Hürriyet Kulesi
3. Kadın Heykel Grubu
4. Erkek Heykel Grubu
5. Aslanlı Yol
6. Tören Meydanı
7. Mehmetçik Kulesi
8. Anıtkabir Kitaplığı
9. Zafer Kulesi
10. İsmet İnönü Lahti
11. Barış Kulesi
12. 23 Nisan Kulesi
13. Bayrak Direği ve Bayrak
14. Mîsâk-ı Millî Kulesi
15. Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi
16. İnkılâp Kulesi
17. Cumhuriyet Kulesi
18. Atatürk Özel Kitaplığı
19. Müdafaa-i Hukuk Kulesi
20. Sakarya Meydan Muharebesi Kabartması
21. Başkomutan Meydan Muharebesi Kabartması
22. Mozole
23. Şeref Holü
24. Mezar Odası
25. ATATÜRK’ün Lahdi
26. Aslan Heykel Grubu
27. Müze Komutanlık Karargahı
28. Anıtkabir Komutanlık Karargahı
29. Dinlenme Salonu
30. Konferans Salonu
31. Hitabet Kürsüsü
32. Barış Parkı

************************************************** ****

1.İstiklal Kulesi

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 1280×960.

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 960×1280.

Aslanlı yolun sağ başında bulunan kule içerisindeki kabartmada ayakta duran ve iki eliyle kılıç tutan bir gencin yanında kaya üzerine konmuş kartal figürü görülmektedir. Kartal, gücü, istiklâl ve bağımsızlığı, genç ise istiklâli savunan Türk Milleti’ni temsil etmektedir. Kabartma, Zühtü Müridoğlu’nun eseridir. Kule duvarlarında, Atatürk’ün istiklal ile ilgili özlü sözleri yer almaktadır. Kule içinde ise Anıtkabir maketi ile birlikte fotoğraflarla Anıtkabir tanıtılmaktadır.

2.Hürriyet Kulesi

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 1280×960.

Aslanlı Yol’un sol başında bulunan Hürriyet Kulesi içindeki kabartmada; elinde “Hürriyet Beyannamesi” tutan melek figürü ile yanında şaha kalkmış bir at tasvir edilmiştir. Melek bağımsızlığın kutsallığını, at ise bağımsızlığı sembolize etmektedir. Kabartma Zühtü Müridoğlu’nun eseridir. Kule duvarlarında Atatürk’ün Hürriyet ile ilgili özlü sözleri yer almaktadır. Kule içerisinde ise Anıtkabir’in inşaat çalışmalarını gösteren fotoğraf sergisi ile inşaatta kullanılan taş örnekleri bulunmaktadır.

3.Kadın Heykel Grubu

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 795×787.

İstiklal kulesinin önünde, ulusal giysiler giymiş üç kadından; kenardakiler bereketli topraklarımızı simgeleyen buğday başaklarından oluşan ve yere kadar uzanan kalın bir çelenk tutmaktadır. Soldaki kadın, ileri uzattığı elindeki kapla Atatürk’e Tanrıdan rahmet dilemekte, ortadaki kadın eliyle yüzünü kapatmış ağlamaktadır. Heykel grubu Hüseyin Özkan’ın eseridir.

4.Erkek Heykel Grubu

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 787×838.

Hürriyet Kulesi’nin önünde üç erkek heykelinden oluşan bu grupta, sağdaki erkek başında miğferi ve kalın kaputu ile Türk askeri, yani Mehmetçik, onun yanında elinde kitabıyla Türk gençliği ve aydın insanı, biraz gerisinde ise yerel kıyafetlerle Türk Köylüsü temsil edilmiştir. Heykel grubu, Hüseyin Özkan’ın eseridir.

5.Aslanlı yol

Anıtkabir’e Tandoğan kapısından girildiğinde Barış Parkı içerisinde uzanan yoldan Aslanlı Yol başındaki 26 basamaklı geniş merdivenlere ulaşılır. Merdivenin hemen başında karşılıklı olarak İstiklâl ve Hürriyet kuleleri ile üçlü kadın ve erkek heykel grupları yer almaktadır. Ziyaretçileri Atatürk’ün yüce huzuruna hazırlamak için yapılmış olan 262 m. uzunluğundaki yolun iki yanında oturmuş pozisyonda 24 aslan heykeli bulunmaktadır. Anadolu’nun eski uygarlıklarından Hititler’ de ve Türk mitolojisinde kudreti simgeleyen aslanlar, Türk Milletinin birlik ve bütünlüğünü temsilen çift yapılmışlardır. Aslanlar Türk Ulusu’nun kuvvet ve kudretini simgelemektedir. Heykeller Hüseyin Özkan’ın eseridir.


6.Tören Meydanı

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 1280×960.

Aslanlı yolun sonunda yer alan tören meydanı 129 x 84.25 metre boyutlarındadır. 15 bin kişi kapasiteli olup, zemini; siyah, kırmızı, sarı ve beyaz renkte traverten taşlardan oluşan 373 adet halı ve kilim deseniyle bezenmiştir.


7.Mehmetçik Kulesi

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 1280×960.

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 1280×960.

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 960×1280.

Aslanlı yolun bitiminde sağda yer alan kulenin dış yüzeyinde, cepheye gitmekte olan Mehmetçik ile elini asker oğlunun omzuna atmış, onu vatan için savaşa gönderen anne tasvir edilmiştir. Kabartma Zühtü Müridoğlu’nun eseridir. Kulenin duvarlarında Atatürk’ün Mehmetçik ve Türk kadınları hakkında söylediği özlü sözler yer almaktadır. Kulenin içerisinde ise; Sinevizyon Salonu bulunmaktadır. Sinevizyon Salonu’nda Atatürk ve Anıtkabir konulu gösterimler yapılmaktadır.


8.Anıtkabir Kitaplığı

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 1280×960.

Mehmetçik ve Zafer Kuleleri arasında yer alan; Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi Komutanlığı Karargâhı içindeki birimde Anıtkabir Kitaplığı bulunmaktadır. Atatürk, Milli Mücadele ve İnkılâplar konulu Türkçe ve yabancı dillerde kitapların bulunduğu bir “ihtisas kitaplığı” olarak, her kesimden araştırmacı ve okuyucuya hafta içi hizmet vermektedir.

9.Zafer Kulesi

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 1280×960.

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 1280×960.

Kulenin duvarlarında Atatürk’ün en önemli üç zaferinin (Conkbayırı Muharebesi, Sakarya Meydan Muharebesi, Başkomutanlık Meydan Muharebesi) tarihi ve zaferle ilgili özlü sözleri yazılıdır. Kule içinde Atatürk’ün naaşını taşıyan top arabası sergilenmektedir.

10.İsmet İnönü Lahti

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 1082×1414.

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 1280×960.

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 1280×960.

Barış ve Zafer Kuleleri arasında yanları açık kolonların oluşturduğu galerinin ortasında 25 Aralık 1973 tarihinde vefat eden Atatürk’ün en yakın silah arkadaşı, Türk Millî Mücadelesi’nin Batı Cephesi Komutanı ve İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün sembolik lahdi bulunmaktadır. Mezar odası alt kattadır. Mezar odasına ahşap bir kapı ardından bronz bir kapı ile girilir. Mezar odası kare olup, kesik pramidal tavanla örtülüdür. Beyaz granit kaplı zemin üzerinde kıble yönünde sanduka yer almaktadır. İsmet İnönü, Anıtkabir’e 28 Aralık 1973′te Bakanlar Kurulu Kararı ile defnedilmiştir.


11.Barış Kulesi

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 1280×960.

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 1280×960.

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 1280×960.

Kulenin iç duvarında Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesini dile getiren bir kabartma yer almaktadır. Kabartmada çiftçilik yapan köylüler ve yanlarında kılıcını uzatarak onları koruyan bir Mehmetçik figürü tasvir edilmiştir. Mehmetçik barışın sağlam ve güvenli kaynağı olan Türk Ordusu’nu sembolize etmektedir. Kabartma Nusret Suman’ın eseridir. Kule duvarlarında Atatürk’ün barış ile ilgili özlü sözleri yer almaktadır. Kulenin içerisinde ise Atatürk’ün 1935-1938 yılları arasında kullandığı Lincoln marka tören ve makam otomobilleri sergilenmektedir.

12. 23 Nisan Kulesi

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 1280×960.

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 1280×960.

This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 930×1280.

Kulenin iç duvarında 23 Nisan 1920′de TBMM’nin açılışını temsil eden bir kabartma yer almaktadır. Kabartmada, ayakta duran kadının tuttuğu kağıdın üzerinde 23 Nisan 1920 yazılıdır. Diğer elinde Meclis’in açılışını simgeleyen bir anahtar bulunmaktadır. Kabartma Hakkı Atamulu’nun eseridir. Kule duvarlarında Atatürk’ün Meclis’in açılışı ile ilgili özlü sözleri yer almaktadır. Kule içerisinde Atatürk’ün 1936-1938 yılları arasında kullandığı Cadillac marka özel otomobili sergilenmektedir.

Atatürk Müzeleri

Ekim 22, 2008

Bulabildiğim Atatürk Müzelerini size tanıtmaya çalışacağım
Önce Adana’dan başlayalım

Adana – Atatürk Müzesi

Müze binası, Seyhan Caddesi üzerinde 19.yy. da yapılmış geleneksel Adana evlerindendir. İki katlı, çıkmalı, kırma çatılı, kâgir bir yapıdır. Bu özellikleri nedeniyle yapı Bakanlıkça “Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlığı” olarak tescil edilmiş ve koruma altına alınmıştır. 15 Mart 1923′te Atatürk eşi ile birlikte Adana’ya geldiğinde, Ramazanoğulları’ndan Suphi Paşa’ya ait olan bu binada ağırlanmışlardır. Bina Atatürk Bilim ve Kültür Müzesi Koruma ve Yaşatma Derneği’nce zamanın Kolordu Komutanı Bedrettin Demirel’in önderliği ve halkın yardımıyla kamulaştırılıp restorasyonu yapılmış ve 1981 yılında Müze Müdürlüğü’ne bağlı bir müze olarak hizmete açılmıştır.

Atatürk’ün Adana’ya gelişi her yılın 15 Martında resmî törenle bu binada kutlanmaktadır.

Alt Kat

Çalışma Odası: Kurtuluş Savaşı sırasında ve sonraki yıllarda çıkan yerel gazetelerden Yeni Adana, Türk Sözü, Çukurova, Dirlik gazetelerinin yer aldığı bölümdür.

Kütüphane: Osmanlıca ve Türkçe (Latin harfleriyle) yazılı 2000′e yakın kitap vardır. Kitapların çoğu bağış yoluyla sağlamıştır.

Üst Kat

Sofa: Emekli subay Nevzat Duruak tarafından yapılmış olan Atatürk’ün mumdan heykeli yer almaktadır.

Yatak Odası: Pirinç karyola, sim işlemeli yatak, masa örtüsü, ayrıca Maraş işi iki koltuk ve elbise dolabı bulunmaktadır.

Çalışma Odası: Maraş işi koltuk, masa, sandalye, telefon, dolap ve Atatürk’ ün portresi bulunmaktadır.

Basın Odası: Vitrin içerisinde Yeni Adana Gazetesi’nin ciltlenmiş Pozantı nüshaları ve çalışanlarının çerçeveli resimleri bulunmaktadır.

Mücahitler Odası: Gani Girici’nin ve bazı mücahitlerin portreleri, Gani Girici’ ye ait madalya ve Atatürk’ün ölüm anına, 9:05′e ayarlanarak durdurulmuş bir saat bulunmaktadır.

Oturma Odası: Cevizden sandalye, nargile, madeni mangal, kilim ve halılar bulunmaktadır.

Hatay Odası: Atatürk Adana’ya geldiğinde, Ayşe Fıtnat hanımın başkanlığında bir grup Fransız işgalindeki Hatay’dan gelerek Atatürk’ ün huzuruna çıkmış ve ona siyah gül hediye etmiştir. Buna karşılık, Atatürk de “Kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde kalamaz.” demiştir. Bu olayı anlatmak için mankenler konmuştur. Ayrıca ceviz oymalı sehpa, Türk bayrağı ve Hatay’dan gelen heyetin çeşitli boylarda fotoğrafları bulunmaktadır.

Silah Odası: Cins ve ebatları değişik tüfekler, tabancalar, paşa apoleti, Atatürk’ ün doğduğu evin maketi, Anıtkabir’e Osmaniye’den giden taşın numunesi ve vitrin içerisinde çeşitli yıllara ait madeni paralar bulunmaktadır.

Yaver Odası: Atatürk’ün yaverinin kaldığı oda içerisinde pirinç karyola, sim ve gümüş işlemeli yatak örtüsü, ceviz kaplamalı elbise dolabı, madeni ibrik ve leğen bulunmaktadır.

Kuva-yi Milliye Odası: Atatürk, İsmet İnönü ve Kuva-yi Milliye döneminde emeği geçen ve Kuva-yi Milliye hareketini başlatanların büstleri bulunmaktadır.

Atatürk Müzesi pazartesi günleri hariç diğer günler ziyarete açıktır. Türk öğrenci ve askerleri müzeyi ücretsiz olarak ziyaret etmektedirler.

Mustafa Kemal Atatürk

Ekim 22, 2008

Kara Harp Okulu web Sitesinden alıntıdır…

Mustafa Kemal Atatürk,1881(Rumi 1296) yılında Selanik’te Koca Kasım Paşa Mahallesi Islahhane Caddesi’nde bugün müze olan üç katlı bir evde dünyaya geldi.Babası o sırada kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım’dır. Baba tarafından dedesi, Kızıl Hafız Ahmet Efendi; anne tarafından dedesi ise, Sofu-zade (Sofi-zade) Feyzullah Efendi’dir.

Mustafa Kemal’in hem baba, hem de anne tarafından soyu Rumeli’nin fethinden sonra buraların Türkleştirilmesi için Anadolu’dan göçürülerek iskân edilen “Yörük” (Yürük) veya “Türkmenler”den gelmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün baba soyu, Konya/Karaman’dan gelerek Manastır Vilayeti’nin Debre-i Balâ Sancağı’na bağlı Kocacık’a yerleşmişlerdir. Kocacık, bugünkü Makedonya Cumhuriyeti’nde Arnavutluk sınırına yakın olan Debre şehrine bağlı bir nahiyedir. Aile sonradan (muhtemelen 1830′larda) Selanik’e göç etmiş; Ali Rıza Efendi de muhtemelen 1839′da Selanik’te dünyaya gelmiştir. Dedesi Ahmet ve dedesinin kardeşi Hafız Mehmet Emin’in taşıdığı “Kızıl” lâkabı ve yerleştikleri nahiyenin adı olan “Kocacık”ın da gösterdiği üzere, Mustafa Kemal’in baba tarafından soyu Anadolu’nun da Türkleşmesinde önemli roller oynayan “Kızıl-Oğuz” yahut “Kocacık Yörükleri, Türkmenleri”nden gelmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün anne soyu da, Konya/Karaman’dan gelerek Selanik ile Manastır’ın arasında bulunan Vodina Sancağı’na bağlı “Sarıgöl” de denilen “Kayalar” Nahiyesine yerleştiler. Aile, sonradan Selanik yakınlarında bugün de kaplıcaları ile meşhur olan Lankaza’ya yerleşmiştir. Dedesi Feyzullah Efendi’in taşıdığı “Sofu-zade” (Sofular) lâkabı, yerleştikleri Sarıgöl bölgesindeki yer adları ve ailedeki hatıraların gösterdiği üzere, Atatürk’ün anne soyu Konya/Karaman’dan Rumeli’ye gelen ve bundan dolayı da “Konyarlar” olarak Rumeli’de anılan Yürük, Türkmenlerdendir. Zübeyde Hanım, 1857′de Lankaza’da dünyaya gelmiştir

10 Kasım 1993 tarihli Milliyet gazetesinden.

Atatürk’ün Dedesi Kızıl Hafız Ahmet Efendi’nin Evi
Kocacık Köyü / Debre-Makedonya

TÜRK MİLLETİ’NE OLAN HAYRANLIĞI

Zamanının ünlü biyografi üstadı Alman Emil Ludwig 1934’de Atatürk’ün hayatını yazmak için Ankara’ya gelmişti. Eserleri arasında geçmişin ve yaşanılan devrin iz bırakmış nice şahsiyeti vardı.
O günlerde Polonya Cumhurbaşkanı, çok ünlü bir piyanist, bir virtüöz olan Ignas Jan Paderavsky’nin hayatını yazıyordu. Mustafa Kemal kendisini kabul ettiğinde, önce bedeni hususiyetlerini uzun uzun tetkik etmesi genel sekreteri Hikmet Bayur’un dikkatini çekmişti. Nitekim soyusopu üzerinde bilgiler edindikten sonra Hikmet Bayur’a Ata’nın musiki ve bilhassa keman-piyano ile meşgul olup olmadığını sormuş Bayur’un bu soru üzerine şaşkınlığını görünce şu açıklamayı yapmıştı:
- “İzah edeyim. Atatürk’ün parmakları daha çok bu müzik aletleriyle meşgul olanların bariz hususiyetleridir. Mesela Paderavsky’ninki böyledir. Size rica edeceğim. Bana bir elinin parmaklarını bir kağıda çizer, verir misiniz?”
Atatürk, bu isteğe tebessüm etmiş, daima nazik ev sahibi olarak arzuyu yerine getirmiş, fakat tarihçinin yanlış hüküm vermemesi için şu açıklamayı yapmıştı:
- “Bana ailemde zafer kazanmış büyük kumandanlar olup olmadığını sormuştunuz. Size yoktur cevabını vermiştim. Şimdi parmaklarımı ömrü savaş meydanlarında geçmiş bir askerde yadırgadığınızı seziyor gibiyim. Size kestirmeden bir açıklama yapacağım. Eğer, bende bazı fevkaladelikler görüyor ve buluyorsanız bunları sadece ve yalnız Türk olmama, Türklüğüme bağlayınız. Bu ülkenin bütün insanları temelde benzer yapı içindedir. Hatta kusurlarımızda bile… Biz bu aynı kaynağın kök sağlamlığı ile milliyet ve devlet yapısını muhafaza edebilmiş müstesna milletiz. Sadece ben değil, tarihte bu büyük millete sahalarında hizmet edebilmişler varsa, hepsinin ilham kaynağı aynıdır.”

BİS, BİS!..

Atatürk’le Musollini’nin arası malum!… İkinci Dünya Savaşı’nın “sinir harbi” dediğimiz söz hücumları Mussoli’nin baş silahı.
İtalyan diktatörü, o sırada yine bir nutuk söyleyerek, aklınca sinirlerimizi bozmak istemişti. Atatürk, buna fiili bile cevap mahiyetinde, Antalya’ya bir seyahat hazırladı.
Yolda otomobiller, güzel bir yerde mola verdiler. Atatürk, kulağına akseden bir türküyle ilgilendi.etrafı aradılar.bunu bir çoban söylüyordu.
Çobanı getirdiler. Atatürk:
- Türküyü sen mi söylüyorsun? diye sordu. Çoban, “evet” deyince:
- Sesin güzel, okuman da fena değil, burada da söyle de dinleyelim!…
Çoban bir şey anlamamıştı. Ata izah etti:
- Bis demek, beğendik, bir daha söyle, tekrarla demektir. Çoban türküyü tekrarladı. O zaman Atatürk, cebinden bir “elli liralık” çıkardı, çobana uzattı. Çoban paraya baktı, aldı, memnun bir tavırla kuşağının arasına koyduktan sonra, ellerini çırptı ve yüksek sesle haykırdı:
- Bis, bis!..
Atatürk, bu zeki hareket ve cevap karşısında o kadar memnun olmuştu ki, yanındakilere döndü:
- İmkan olsaydı da Mussolini şu sahneyi görseydi ve şu cevabı işitseydi,
Dedi, hangi millete nutuk söylediğini anlardı!..

VATAN İÇİN

Ölümünden otuzaltı gün önce, birinci komutan, sonra Başvekil Celal Bayar, hastalığı süresince yaptığı hafta sonu ziyaretinde, beraberinde hazırlığı tamamlanmış üçüncü beş yıllık plan dosyasıyla gelir. Hekimler, zaman alan ciddi konularla meşgul olmasını yasaklamışlardı. Başvekil, bir-iki temel konuda fikrini öğrenme ihtiyacındadır. En çok beş dakika için evet derler.
Bundan sonrasını Celal Bayar şöyle anlatır :
- “Sanki hasta değil, rahat bir uykudan yeni kalkmış gibiydi.
Elimdeki dosyanın ne olduğunu sordu :
- “Üçüncü beş yıllık planın son şekli Atatürk” dedim.
Eliyle işaret etti.
- “Şöyle, yanıma otur anlat”
Şezlongunu yükseltmelerini ve arkasına bir yastık konulmasını istedi. Göreceği yakınlıkta oturdum. Dinledikçe alakası artıyordu. Verilen beş dakika geçmişti. Genel sekreteri Hasan Rıza’nın bana bunu hatırlatmak için içeri girdiğini hissetti;
- “Gel Soyak, sen de dinle, başbakan çok güzel şeyler anlatıyor” dedi.
Sadece başlıkları okuyor, birkaç cümle ile o bahsi tamamlıyordum. Öğrenmek istediklerimi de öğrenmiştim. Yakın gelecekleri okurcasına:
- “Ufukta yeni bir dünya harbinin bulutları var. Acele edin. Bunların çoğu ordu ve halk ihtiyaçları için şart olan tesisler, Allah muvaffak etsin acele edin” dedi.
Bunları söyleyen insan birkaç gün önce komadan çıkmıştı.
Sağlığı ile ilgili bir tek kelime etmedi.
(Cemal Kutay, Atatürk Olmasaydı)

BUNLARA KENDİMİZİ TANITACAĞIZ

Ankara’ya son gidişimde bir akşam gazi, beni Ankara Palas’a götürmüştü. Sofrada bir kaç kişi daha vardı. Yedik, içtik, eğlendik, gece yarısına doğru Fransız Büyükelçisi pavyona geldi. Paşa bu elçiden hoşlanıyordu. Sofraya çağırdı, bir kaç kadeh de onunla birlikte içildi. Büyük şehirlerden, Paris’ten söz açılmıştı. Bu arada Büyükelçi, Gazi’ye:
- Ekselans, Paris’i bir daha görmek istemez misiniz? Dedi. Mustafa Kemal Paşa:
- “Nasıl görmek istemem? Gençlik hatıralarımı tazelerim,” diye cevap verdi. Bu karşılığa çok sevinen büyükelçi:
- “Böyle bir seyahat Fransa’yı çok sevindirir. Ben de refakatinizde bulunmaktan şeref duyarım. En büyük Fransız zırhlısı bizi İzmir’den alır. Akdeniz donanması emrimize verilir. Marsilya’ya çıktığınızda Fransız ordusu kumandanız altına girer. Hükümdarlara yapılmayan bir törenle karşılanırsınız.”
Bu sözleri dikkatle dinleyen Gazi:
- “Bu daveti siz kendiliğinizden mi yapıyorsunuz, yoksa hükümetiniz adına mı konuşuyorsunuz?” diye sordu. Bu soru karşısında büyükelçi hemen kendisini topladı:
- “Muvaffakiyetinizi hükümetime bildirirsem, hükümetim de bunu büyük bir şeref sayar,” dedi.
Gazi’nin yüzü değişti. Çok kesin bir dille:
- “Ekselans, Paris’i çok görmek istiyorum, ama büyük törenle karşılanacağım Paris’i değil. Ben Paris’e, dünyanın bu güzel şehrine, operalarını, tiyatrolarını, revülerini, zarif kadınlarını bir daha görmek için gitmek isterim. Dedim ya gençlik hatıralarımı tazelemek için… Böyle olunca da belli olmadan gitmek isterim. Yoksa törenlerle karşılanmak için değil.”
Büyükelçi gaf yaptığını anlamıştı, biraz sonra bir iş uydurarak sofradan kalktı. Gazi’nin de neşesi kaçmıştı.
- “Kalkalım çocuklar, sofraya Çankaya’da devam ederiz,” dedi. Sofradakilerin çoğunu pavyonda bıraktı yalnız iki-üç yakın arkadaşını yanına aldı. Yolda kendisine:
- “Elçi çok fena bozuldu ama, söylediğine de söyleyeceğine de pişman ettiniz” dedim. Artık kızgınlığı geçmişti:
- “Bana bak Kemal, sen de başıma kırk yıllık diplomat kesilme. Adamın zihniyetini anlamadın mı? Bu Avrupalılar bizi bir türlü kavrayamıyorlar. Adam beni bir şark emiri sanıyor. Hangi donanmayı kimin emrine, hangi orduyu kimin kumandası altına veriyor? Bunlara kendimizi tanıtacağız, kim olduğumuzu öğrenecekler. Yoksa ben kaba bir adam değilim çocuğum” dedi.
Atatürk, çok ince bir adamdı.
(Kemalettin Sami Paşa’dan Cevat Dursunoğlu)

İNGİLİZ KRALI’NA VERİLEN ZİYAFET

İngiliz Kralı VIII. Edward İstanbul’a Atatürk’ü ziyarete geldiği zaman, Atatürk kendisine bir akşam ziyafeti vermişti. Ziyafetten önce:
- “Bana İngiltere sarayında verilen ziyafetler ne şekilde olur, onu bilen birisini yahut bir aşçı bulunuz!…” dedi.
Ve nihayet bu sofra merasimini bilen bir zattan öğrenerek sofrayı o şekilde düzene koydular… Akşam kral sofraya oturunca kendisini kral sarayında zannederek memnun oldu. Atatürk’e dönerek:
- “Sizi tebrik eder ve teşekkür ederim. Kendimi İngiltere’de zannettim” diyerek memnuniyetini bildirdi.”
Sofraya hep Türk garsonlar hizmet etmekte idi. Bunlardan bir tanesi heyecanlanarak, elindeki büyük bir tabakla birdenbire yere yuvarlandı. Yemekler de halılara dağıldı. Misafirler utançlarından kıpkırmızı kesildiler. Fakat Atatürk Kral’a eğilerek:
- “Bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim!” dedi. Bütün sofradakiler Atatürk’ün zekasına hayran oldular. Atatürk garsona da “vazifene devam et” emrini verdi.
(Enver Benhan Şapolyo)
MUSTAFA KEMAL HAKİKİ BİR TÜRK MİLLİYETÇİSİ İDİ

Mustafa Kemal 5. Orduda Arap ırkından olan askerlere daha özel muamele yapıldığını ve Anadolu çocuklarından daha üstün tutulduklarını gördükçe müteessir oluyordu.
- Osmanlılığın telkin ettiği bu aşağılık duygudan ne zaman kurtulacağız?
diyordu. Aynı ıstırabı bende duyuyordum. Yafa’da Mustafa Kemal’in bölüğünde alaydan yetişmiş Makedonya Türkleri’nden yaşlı bir yüzbaşı vardı. Yüzbaşı Anadolu’lu Kıt’a çavuşlarına karşı şiddetli davranıyor, yeni erlere karşı ise lüzumundan fazla müsamaha gösteriyordu. Onların azarlanmasına, hırpalanmasına gönlü razı olmuyordu.
Mustafa Kemal, başından geçen bir olayı şöyle anlattı:
- “Bir gün Makedonyalı yüzbaşı, Kıt’a çavuşlarından birini bölük kumandanlığı odasına çağırdı. Müfit’le ben de orada idik. Çavuş sağlam yapılı ve yakışıklı bir Türk delikanlısı idi. Yüzbaşı gencin onurunu kıracak şekilde azarlamaya başladı. Daha ziyade mensup olduğu ırka hücum ediyordu.
- Sen, diyordu, nasıl olurda necip Arap kavmine mensup peygamber efendimizin mübarek soyundan gelen bu çocuklara sert davranır, ağır sözler söylersin? Kendini iyi bil, sen onların ayağına su bile dökemezsin.
Gibi gittikçe manasızlaşan sözlerle hakaret ediyordu. Sesi yükseldikçe yükseliyordu. Çavuşun yüzündeki ifadeye baktım. Önce bir babaya duyulan saygının samimiyeti okunan çizgiler sertleşmeye, içten gelen bir isyanın ateşleri gözlerinden okunmaya başladı, fakat gerçek itaatin sembolü olan Türk askeri gibi iç duygularını gemlemeye çalıştı. Göz pınarlarından tanelenen yaşlar yanaklarından döküldü.
Dayanamadım.
- “Yüzbaşı efendi susunuz!” diye bağırdım, birden şaşırdı, sözlerin bizden onay görmesini beklediği anlaşılıyordu.
- “Yoksa fena bir şey mi söyledim?”
- Evet, çok fena hareket ettiniz, buna hakkınız yok, bu erlerin bağlı bulunduğu Arap kavmi birçok bakımdan necip olabilir, fakat senin de benim de, Müfid’in de ve çavuşun da mensup olduğumuz kavmin de büyük ve asil bir millet olduğu asla inkar edilemez bir gerçektir.
Yüzbaşı başını önüne eğdi, utanmıştı.
Çok yıllar sonra, bir gün Ankara’da beni de şahit göstererek anlattığı bu hakiki olay karşısında görüşü şu idi:
Bu ve buna benzer hadiseler, Türk aydınlarının kendi kendisini bilmemesinden ve başka milletlerde şu veya bu sebeple üstünlük olduğunu sanarak, kendini onlardan aşağı görmesinden doğmaktadır. Bu yanlış görüşe son vermek için Türklüğümüzü bütün asaleti ve tarihi ile tanımak ve tanıtmak şarttır.
Mustafa Kemal’in, Türk Tarih Kurumu’nu kurmasının en büyük nedeni bu asil düşüncede aranmalıdır. Türk Milleti’nin asaletine, büyüklüğüne bütün Türklerin inanmasını ve bunu iftiharla savunmasını hayatı boyunca amaç edinmiştir. Milletine:
- “Ne mutlu Türküm diyene!”
Hitabıyla seslendiği zaman, buna bütün mevcudiyeti ve samimiyeti ile inanmıştı.
(Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk)

DEVLET İMKANLARINI AMACINA UYGUN KULLANMA

Sivas Kongresi sonrası, Heyeti Temsiliye’nin Ankara’ya gelmesi kararlaştırıldıktan sonra Mustafa Kemal ve Hüseyin Rauf beraberlerindekilerle Ankara’ya geldiklerinde Keçiören yolu üzerindeki Ziraat Mektebi’ne misafir edilmişlerdi. Daha sonra Mustafa Kemal, Ankara istasyonundaki Gar Müdürlüğü binasına yerleşti. Burası hem evi, hem çalışma yeriydi.
O tarihlerde Ankara vilayetinin şehir merkezi kale ve onun hemen çevresi idi. Keçiören, Etlik, Dikmen, Ayrancı’da bağ evleri vardı. Bunlar arasında Çankaya’da papazın bağı olarak adlandırılan iki katlı ev Mustafa Kemal’e armağan edildi ve o da evi Ordu’ya devrederek evin adı Ordu Köşkü oldu. İki katlı binaya 1924’de ilaveler yapıldı fakat bina ısıtılamıyor idi. Zafer, inkılaplar, cumhuriyet, dünyanın üzerimizde toplanan gözleri, Mustafa Kemal’in müstesna şahsiyeti, mütevazı de olsa yeni bir devlet başkanlığı konutunu zorunlu kılıyordu.
Mustafa Kemal yeri kendi seçti, kayalar düzenlendi, dış cephe pembe rengin hakimiyetinde, içerde yeşilin her tonu ile ve planın esası Mustafa Kemal’in olan yapı 1932’de tamamlandı ve aynı yılın haziran ayında da taşınıldı.
Pembe Köşk’ün döşenmesi için bütçede pek mütevazı para vardı. Gazi, gerekli olanı şahsi imkanları ile karşılama kararı aldı ve kendisine tavsiye edilen o günlerde Beyoğlu İstiklal Caddesinde bir Türk’ün açtığı dekorasyon mağazası sahibi Selahattin Refik Beyi Ankara’ya davet etti. Binayı gezdirdi, arzularını açıkladı ve kendisinden teklif istedi.
Kısa süre sonra kendisine sunulan tasarıyı inceledi, muhatabı konuyu gerçekten biliyordu ve anladı ki, kendisini tanıyanlarca da uyarılmıştı. Buna rağmen teklifleri hazırlayanları kırmadan ülkenin mütevazı imkanlarını izah edebilmiş olmanın rahatlığı içinde feragatler istedi. O sırada ata’nın yanında olan Ankara Belediye Başkanı Asaf İlbay Bey Ata’nın şu açıklamasını kaydeder.
- “Biliyorsunuz burası Cumhurbaşkanlığı Köşkü… Mülkiyeti devletin… Benden sonra buraya meclisin veya belki milletin doğrudan seçeceği zatlar gelecek. Bu eşyaların parasını benim şahsen verdiğimi sizler biliyorsunuz ama, yarın bunu bilmeyenler içinde yanlış hükümler veren olmaz mı? Memlekete en zaruri hizmetlerin yapılamadığı bütçe darlığı içinde israf yapıldığını düşünenler bulunmaz mı? Bir endişem de karar mevkiinde olanların şahsi arzularını devlete yükleme mevzuunda beni emsal göstermelidir. Bunu hiç istemem.”
Sonra Selahattin Refik Bey’e döner:
- “Şahsi imkanların olsa bile, böyle mekânlara asgari masraflarla rahat ve zevkli tefrişi tercih etme tercihindeyim. Beni anlıyorsunuz zannederim.” der.
(Cemal Kutay, Atatürk Olmasaydı)

ŞAPKA DEVRİMİNİ NEDEN KASTAMONU’DA İLÂN ETTİ

Hiç unutmam Ağustos’un ilk günlerinde Kastamonu’dan bir heyet gelmişti. Adet yerini bulsun diye haber verdim. Gazi, hemen ilgilendi.
-”Bu heyeti ben kabul edeceğim, yarın Çankaya’ya getir” dedi. Bu emre hayret etmekle beraber hususi bir mana da veremedim. Ertesi gün gazi heyeti kabul etti, olağanüstü iltifatlarda bulundu. Bir saat kadar yanında tuttu, Kastamonu hakkında çeşitli sualler sordu. Heyeti uğurlarken:
- “Davetinize çok teşekkür ederim, yakında Kastamonu’ya geleceğim. Hemşehrilerime selamlarımı söyleyiniz” dedi. Halbuki heyet Gazi’yi Kastamonu’ya davet etmemişti. Bu sözleri işitince hayretim büsbütün arttı. Ama gene bir mana veremedim. Heyeti uğurladıktan sonra benim kalmamı emretti. Koluma girerek beni salona götürdü, çok neşeliydi:
- “Çocuğum, Kastamonu’ya gidiyorum. Şapkayı orada giyeceğim” dedi.
Epeyce zamandan beri zihninin şapka meselesiyle meşgul olduğunu biliyordum. Birkaç arkadaşı Beyoğlu’nda şapka giydirerek gezdirmiş, yapacağı akisleri inceletmişti. Sözlerine şöyle devam etti:
- “Niçin Kastamonu’yu seçtiğimi bilmezsin. Dur, anlatayım. Bütün vilayetler beni tanırlar. Ya üniforma ile yahut fesli, kalpaklı sivil elbise ile görmüşlerdir. Yalnız Kastamonu’ya gidemedim, ilk önce nasıl görürlerse öyle alışırlar, yadırgamazlar. Üstelik bu vilayet halkının hemen hepsi asker ocağından geçmişlerdir. İtaatlidirler, munistirler. Adları mütaassıb çıkmışsa da anlayışlıdırlar. Bunun için şapkayı orada giyeceğim” dedi. Birkaç gün sonra gitti ve şapkalı olarak döndü. Dönüşte Ankara’ya yaklaşırken en çok Diyanet İşleri Reisi Rıfat Efendi üzerinde yapacağı tesiri düşünüyor, onun kırılmasını istemiyordu.
Ankara’da kendisini karşılayanları, şapkasını çıkararak selamlarken gözü hep Rıfat Efendi’de idi. Rıfat Efendi, büyük bir anlayış gösterdi. O da sarıklı fesini çıkararak Gazi’yi çok sevindirmişti. Hoca’yı otomobiline aldı. Kendi başında şapka vardı. Rıfat Efendinin başı açıktı. Böylece şehre girildi.
Halk psikolojisini bu kadar iyi anlayan inkılâpçı bir baş kolay kolay bulunmaz.
(Saffet Arıkan)

SAKARYA SAVAŞI’NDAN DÖNÜŞ

Sakarya Meydan Savaşı Türk Orduları’nın zaferi ile sona ermiş, Gazi Ankara’ya dönüyormuş. Yirmi gün geceli gündüzlü büyük bir endişe ve karamsarlık içinde yaşayan Ankaralılar, düşmanı yenen ordunun başkomutanına törenli bir karşılama düzenlemişler. Ankara garından başlayarak şehre doğru yolun iki yakasında sıra ile dizilen hükümet ve meclis üyeleri, memurlar, öğrenciler, esnaf ve halk, gazi geçtikçe alkış tutuyorlar ve arkasına katılarak büyük bir alay halinde ilerliyorlarmış.
Meclis binasının önüne gelinmiş, Gazi bakmış ki alayın başında bulunanlar yukarıya doğru yol almakta. Meğer bu tören şöyle düzenlenmiş: “Cemaat” halinde Hacı Bayram Veli’nin türbesine gidilecek, onun “yüksek maneviyatının yardımıyla” kazanılan bu büyük zafer için orada dua edilecek, sonra Meclis’e dönülerek nutuklar okunacak.
Gazi.
- Öyle şey olmaz, yurt toprağını karış karış kanını akıtarak ve canını vererek savunan Mehmetçiğin hakkını ben evliyalara kaptırmam! Deyip doğruca meclis binasına sapmış.
Ata bu olayı anlatırken sözüne şunu da kattı idi:
- Kimileri benim bu davranışıma kamunun inancını inciten yersiz ve davranış gözüyle bakmış olabilirler; ama ben, hele yurdun savunmasında, güvenilecek gücün evliyaların, yatırların “maneviyatı” olmayacağını hatırlatmayı artık zorunlu bulmuştum

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.